• Son Hasat
    Yazarın ilk okuduğum kitabı,kitap Heredot anlatımıyla,homeros,hesiodos ve mitoloji anlatımlarıyla ilk sayfalarda geçmişe yolculuk yaptırıp,insanı öyle bir beklenti İçerisine sokuyor ki,işte diyorsunuz çok eski zamanlara yolculuk başlıyor... Tabiki beklentiler diğer bölümlere geçtikçe azalıyor yok olup gidiyor ve derin bir hayal kırıklığı ile kala kalıyorsunuz. Belkide yazar Akhisar tarihini anlatmak istemiş olabilir fakat bunu bir önsözle tanıtabilirdi,böylelikle okuyucuyu farklı beklentilere sokmadan kitap kendi süreci içerisinde ilerlerdi. Neyse kitabın bu yönü bir tarafa, bölümlere ayrılan kitap her bölümü okumaya başladığınızda sanki başka bir kitabın giriş cümlesini okuyormuş hissini veriyor ve bölümler ustalıkla birbirine bağlanmaktan çok uzak kalıyor. Ve siz bu konuda nerden çıktı derken, kitaptan ve konudan tamamen soğuyorsunuz.
    Bazı yerlerde cinsellik öyle soğuk,öyle yapay ve samimiyetsiz anlatılmış ki ürperiyorsunuz.
    Ara ara yazılmış şiirimsi yazılar bana çok anlamsız ve ruhsuz geldi açıkçası.
    Kitabın ilk başlarında menemen olaylarına değinilmiş ve konuyu menemen olayına bağlamaya çalışmış yazar ve yine başarısız olmuş. Konuyu menemen olayına bağlamasını ben,verilmek istenen mesajlar var düşüncesiyle okudum ve bu bana çok basit bir kaygı gibi geldi.
    Kitabın konusu nereden nereye geldi dedirtiyor sonunda.
    Acaba yazar bu kitabı tek bir kurgu içerisinde mi yazdı yoksa bir çok şey hayal ederken sonuç bu mu oldu?açıkçası bana ikinci öngörü daha mantıklı geldi. Kitabı okuduğunuz da ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
    Bir arkadaşın yazarı önermesi üzerine bu kitabı alıp okudum. Belkide tercihimi yanlış kitaptan yana kullanmış olabilirim diğer kitapları hakkında bilgim yok ama tekrar okurmuyum bilemiyorum.
    İyi okumalar...

    Son Hasat
    Bahadır Yenişehirlioğlu
    Timaş yayınları
    Sayfa:208
  • Kırk hadisi, kendi üslubunca yorumlamış İskender Pala. Şiirimsi bir anlatım ve 40 gül damlası. Mutlaka okunmalı, kırk tane hadisten kırk tane güzellikten haberdar olunmalı.

  • -kitap başka, hayat başka.
    -öyle mi?
    -öyle.
    -niye?
    -öyle.
    -niye?
    -öyle, öyle.”

    kitap türü, ‘öykü’ olarak geçiyor, fakat bana kalırsa;
    *cennet varken cinnet olabilir mi?
    *hayır demeden itiraz
    *öyle miymiş?
    *sanki daha dünkü cennet kuşuyum
    konu başlıklarıyla ‘deneme’ tadında derin muhasebeler var ki, öykü değil de deneme gibi geldi bana. yazarın kendisiyle yaptığı şiirimsi söyleşiler; hayata, insana, kalıplara dair. yazarda adını koyamadığım, tarifini yapamadığım dehşet bi şeyler var ya! çözmek gayretinde miydim, bilemiyorum ama altüst oldum, net.

    aynı cümleyi, aynı sayfayı defalarca okuyup, aynı tadı alıp, kalbinizi minik bir kedi okşar gibi okşanmış hissedebilirsiniz, hissedin:) okuduğum her cümleye üç nokta olduum ve aktıım. böyle tatlı bi kitap olamaz ya!:) okuduğum yerleri bi daha bi daha okuyup zihni göçlere çıktım, bilee isteyee! zamandan ve mekândan soyutlanmaya yer arıyordum zatenn, hani bu kitap da yol olduu!

    kitap peşinden koşturur insanı. zihnini bi güzel doldurur, kalbini yine yeniden âhlandırır, içini bi hoş eder:) tolstoy, dostoyevski, nietzsche, toplum, okul, din, doğa, felsefe, varlık, yokluk, hiçlik, dert serpili muhabbetler, cevapsız sorularr; hani yok, yok kitapta:)

    kitabın sizle konuşacağını da iddia etmek isterim;

    bi ağacın altında yaslanmış okurken, “gök hep bana tepeden baktı. o hep bir örtüydü de ben hep örtülmesi gerekendim.” dedi, devirdim gözlerimi göğe, bu sefer daha bi şükranla:) “örtt beni!” dedim ve yine beklediim.
    bi akşam vapurunda devirirken bir iki demeden çayları, “Allah sevmez haramı deyip çay üstüne çay içtin, Allah’ın ahmak sevdiğini söyle kimden öğrendin?” demez mi, afalladım dediiim, şuulee hanımcıım ayıp olmuyo mu yaa?:)
    kaybolup bi cami avlusunda açtığımda ise bana beni tee öncelerden bilmiş görmüş etmiş gibi, “eğri, çıkmaz bir sokağı, ot bürümüş nemli bir bahçeyi özlermiş.” de deyiverince, ee kalbimiz çoktan düşmüş mü kitaba?

    şu derin pasajla ve asla kitabın hakkını veremeyecek bu incelemeye son veriyorum:

    “insan olmak” zaten insan sözü imiş, tanrı bundan bahsetmemiş, kul demiş. insan, rûy-i zeminde insan olmaya kalkmış, kendine de bu adı yine kendi takmış. insan insan olamaz, tanrı kul ararken ortalık bir ağarır bir kararırmış. Allah bizi niye yarattı acaba, diye düşünene verilen açıklama, yani “bana kulluk etsinler diye yarattım” sözü daha kimsenin damarlarını genişletip içine bir mana sızdırmamış, bunu duyan işiteceğini işitip bir tamam olmamış. sade yeni bir soru da kalmamış.

    **öyle miymiş, öyleymiş.
  • Yurt vardır yurtçuk vardır
    İnsanın gönlü dardır
    Kendin bilme herkesi
    Karnında kurtçuk vardır
  • Arıyım çiçek kelebek
    Kovanda bal petek petek
    İnce ince düşünerek
    Gördüm hemen simetriyi
    Dursun Bulut
    Sayfa 79 - Gelişim Sanat