Şiirimsi bir lacivert vardı gecede.
Yıldızlar masal gibi ışıldarken gökte,
Ay gözlerimdeydi, gözlerim sanki sonsuzmuşcasına uzayıp giden yolu izlerken hem de...

Kübra A., Fakir Kene'yi inceledi.
 26 Nis 22:23 · Kitabı okudu · 13 günde · Beğendi · 7/10 puan

Bu kitaba inceleme yazmayı düşünmüyordum ama kendime de hatıra olarak kalsın bu yazım. Bu kitap bir şiir kitabı. Tür olarak öyle geçiyor ama bence şiir kitabı değil. Şiir gibi. Nesir gibi. Öykü gibi. Deneme gibi. Bunların hepsi gibi, ara tür desek yeri: ŞİİRİMSİ. Asla başarılı bir kitap da değil. Öyle kaliteli şiir kitapları gördü ki bu gözler, buna hmm çok iyi diyemem. Lakin başarı, hissettirmek değil midir? Benim için öyle. Birhan Keskin ne yazsa okurum diyeceğim insanlardan olalı uzun zaman geçmiş. Onun kaleminde, okuruna hissettirdiklerinin farkında olup olmadığını bilmediğim, ama onu okurken hissettiklerimi onun da bilmesini istediğim bir şeyler var. Hani böyle mideniz karıncalanır, peki kalbiniz? Sizin, bazı kalemlerin kelamlarını okurken kalbiniz karıncalanır mı? Göğsümde karınca yuvası meydana geliyor benim. Yuvalarını, 12'den vururcasına, kalbimden başlıyorlar kurmaya. Sonra ben öksürmeye korkar geziyorum ortalıkta. Ya öksürür de yuvalarını sarsarsam, varsın onlar beni sarssın diyorum. Yine içimde bir yerlerde hareketlilik var. Midemde ateş yakıp marshmallow pişiriyor olamazlar. Galiba Birhan Keskin etkisi bu.

Kitabın ilk şiiri Kargo adlı şiir. Belki 37 kere okumuşumdur. Bir şiir neden 37 kere okunur? Ben bu kitabı da 37 kere okumuş olabilirim bu süre içerisinde. Çünkü.. Söyletme işte hayat. Karınca yuvası diyorum daha ne söyleyim sana. Kışları dünyada olduğunu daha iyi anlayan bu kadının, ilkokula başlarken her gün taraması zor olur diye saçlarını kısa kestiren annesi, acaba hayatı boyunca saçlarını kısa tutacağını bilebilir miydi? İlk arkadaşı Nurcan esmer diye geceyi sevmiş misal. Lan dediğine, ağzının biraz bozuk olduğuna bakmayın. Şu incelik kimde var? Geceyi sevmek, daha güzel hangi sebeplere bağlanabilir?

''Anne bak ben kime yazılmış çok eski bir mektubum'' cümlesi gözümün önüne sararmış, elimde dağılmasından korktuğum, yer yer mürekebi dağılmış bir mektubu getirdi. İnsan, bir mektuptur, zamana bağlı da dağılır mürekkebi. Kırışmamız, boşunu mı sandınız?

''Hayat bazen katırlara sümbül vermek filandı.'' :) Evet Birhan Keskin. Hayat katırların sümbülleri bazen ezdiği, bazen çiğnediği bir metropoldür. Şaşırdınız mı? Uzun kulaklarını, beyünlerünün içüne içüne kıvıran katırlar, daha nelerin üstünde mel mel bakarak gezindiler, ah. Ya da vah. Belki de peh. Daha çok tüh. Bazen de tın. Artık en çok tın. İnsanlık olmuş vın. Ben hayatımda hiç böyle bir inceleme de yazmadımdı. Kendimi de bir farklı gördüm şimdi. Hoşuma gitmedi desem yalan olur. Ve şu an hissettiğim sarı sarı buğday tarlalarında Eti Burçak püskevitimi çaya bandırırken, ilerde gördüğüm koca asırlık çınara bakarken, derin bir iç geçirerek tebessüm ettiğim. Halbuki masamdayım. Evde. Yan komşutatlişkoloşlarımız torun seviyor. Zeytin gözlü bir kız bebek. Köpekler ve bebekler popolarını dıgıl dıgıl sallayarak yürürler. Sanırım onları bu yüzden seviyorum. Bebek severken önceden insan gibi sevmezdim. Sarılırken bebekler kafayı yerdi. Gözleri yuvalarından uğrardı gariplerin. Annem de öyle sever. Sonra dedim ki bir gün evladıma biri böyle sarılırsa... O gün bugündür insan gibi seviyorum. Da . Konu buraya nasıl geldi?

Artık kış eski fotoğraflar gibi dediği anda bayılmışım. Belki de bayılır gibi oldum. Belki de o an şuurum kapandı. Belki de hiç bu kadar gerçeğin içinde olmamıştım. Olmuşumdur. Yalan olur olmadım dersem. Yazsam roman olacak hayatımda, neler neler gördük geçirdik. En güzel günler, babamın ellerini tuttuğum, ponpon örgü şapkalı küçük bir kızkenki kış günleriydi. Yine neden o demlere uzandı ki bu zihin. Yine Birhan Keskin etkisi. Kış artık sahiden fotoğraflarda mı kaldı? Üzülürüm..

Koyu yeşil gözlü Zehra teyzesi ve kızı Lan Hayriş'e yazdığı öykümsü şiirimsi yazıda, birden baharın geldiği ama hüznü de içinde barındıran, güneşli bir eve gittim. O evi hiç görmemiştim. Sanırım resim kursuna gitmeliyim. 26 yaşında da insanın eli fırça tutabilir mi? Eğer mümkünse, şu kitapta uçtuğum yerleri resmetmek isterdim. Ne de güzel olurdu. An'ı dondurur, duvarıma asardım.

Toparlamalıyım artık. Çok tuhaf şeyler yazar oldum. İnsan kendinin tekrarıdır. Ama ilk defa böyle garip bir şey yazdığım için "tekrar" şimdi uzaklarda. Mevzu en çok ne biliyor musunuz? Ruhların rengi var. Her nasıl oluyorsa, onlar birbiriyle bir ahenk içinde buluveriyorlar kendilerini daha ilk karşılaşmalarında. Öyle hissediyorum. Yaşayan şairler içinde İbrahim Tenekeci benim için bu dönemin şair-i azamıdır. Furkan Çalışkan tanışırsam yüreğim hoplar diye asla tanışmayacağım, en sevdiğim şairdir. Muzaffer Serkan Aydın adam gibi adam, mükemmelin karşılığı satırlarda neden daha fazla kitabı yok diye üzüldüğüm şairdir. Ahmet Telli Belki Yine Gelirim'i aklıma her geldiğinde, hele bir daha okumalı, o neydi o dediğim değerli şair.. Didem Madak, saç tellerin kadar yazmadan gitmemeliydin dediğim, yürek değil merhamet taşıyan kadın. Ne çok severim onun satırlarını.. Metin Altıok okuyup, adamlık ve sevmek nedir öğrenilecek insan. Gönlümün göğüne öyle süzüldü ki asil bir kuş gibi... Hangi sözle onu övebilir şu yüreğim, bilmiyorum. Son olarak https://1000kitap.com/yazar/Birhan-Keskin. Kısa saçlarında, neşeyi ve öfkeyi taşıyan, ince kadın. Varlığın ne de güzel bir bilsen. Ama yaz, daha çok. Yaz ki, şu dimağlar şenlensin.

Çağla Dündarcan, Posta Kutusundaki Mızıka'yı inceledi.
 09 Şub 10:18 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · Puan vermedi

Hala hastanede olduğum için ara ara okuyabiliyorum. Roman okumayı tercih etmedim çünkü bazen 1-2 gün okuyamayınca hasta kafayla da konudan kopmak istemedim. Bu kitap şuan ki ruh halime çok uygun geldi. Hemen bir kalem alıp altını çizmelik satırlar var. Böyle sakin bir müzik dinler gibi gidiyor kitap. Her mektupta “Sevgili Dost” diye başlayan hitap insanın içine işliyor. Sanki gerçekten çok samimi bir dostunuzdan mektup alır gibi hissediyorsunuz. Çok güzel alıntılar var içinde başka yazarlardan şairlerden alıntılar yapılmış. Mektup sıcaklığı insanın içine işliyor. Elinize bir kağıt kalem alıp insan mektup yazmak istiyor. Teknoloji sanırım bazı şeylerimizi köreltiyor. Yazarın da dediği gibi ağızdan çıkan geri alınmıyor ama mektupta yazılanlar düzeltiliyor. Günlük mektup karışımı bi tarzda yazılmış. Sanırım 23 yaşından sonra günlük tutmaya karar verdim. Çok şiirimsi bir dili vardı aktı gitti. Hastanede olmama rağmen 2.5 günde bitirdim. Okunmayı hakeden bir eser. Üzgünüm çünkü çok geç keşfettim. Ama sanırım doğru zaman buydu. Önemli olan doğru zamanı keşfetmek.

Nejla GÜNEŞ, Babamın Emaneti'yi inceledi.
17 Kas 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · 6/10 puan

Biraz adına, biraz kapağına vurularak @kitapyurdu 'nun da harika kampanyası eklenince satın aldığım bir kitap. İlk kez okuduğum yazar ve gerçek yaşanmışlıkları anlatması da bir o kadar manidar. Kitabın ilk başlarında şiirimsi anlatım eşliğinde, arkeoloji okumuş olduğu halde babasından kalan 80 yıllık pastaneyi işletmek zorunda kalan ve aşkları hep platonik düzeyde yaşamak zorunda kalan özgüvensiz Poyraz 'ı anlatıyor. Ancak kitap ilerledikçe hikaye ve karakterlerin tahmini zor değişikliği konunun akıcılığını arttırdığı gibi merak da uyandırıyor. Spoi olmaması için çok detaya girmeyeceğim ama kitap ikinci yarısı ile artı puan aldı benden diyebilirim. Bi daha aynı yazarı okur muyum? ... Biraz zor gibi. ..

Kübra Kozan, bir alıntı ekledi.
25 Eki 2017 · Kitabı okudu · 8/10 puan

...gözlerinde pek de şiirimsi olmayan bir susuzluk ve kin vardı.

Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 86)Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 86)
HavvaCan, bir alıntı ekledi.
27 Eyl 2017

Biriktirmek mi dediniz? Şiirimsi bir şeyler o zaman; “boylu boyunca” ne kadar biriktirebilirsiniz?.. Ya da biriktirebilirseniz.
bir insanın tüm bedeni boyunca ne kadar acı ve sevinç birikebilir ki?
bir insanın tüm yalnızlığı boyunca ne kadar kalabalık,
tüm yolculuğu boyunca ne kadar anı ve macera,
tüm karanlığı boyunca ne kadar gölge,
tüm umutları boyunca ne kadar gelecek,
tüm hatıraları boyunca ne kadar insan,
tüm tarihi boyunca ne kadar mücadele ve tüm mücadelesi boyunca ne kadar tarih,
tüm yaşamı boyunca ne kadar sevda ve tüm sevdası boyunca ne kadar yaşam,
tüm cümleleri boyunca ne kadar harf,
tüm defterleri boyunca ne kadar cümle birikebilir ki?
bir insan,
ne kadar birikebilir ki?

Çöpten Kitap, Ali MertÇöpten Kitap, Ali Mert
Afra, Kürk Mantolu Madonna'yı inceledi.
 05 Mar 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · 10/10 puan

onlarca inceleme yapılmış, onlarca övgü o yüzden bu kısmı geçiyor ve Raif bey'in psikolojisine değinmek istiyorum. beni en çok etkileyen genelde insanların iç durumları ve bu duruma onları getiren etkenlerdir. Bu kitapta da nedenleri ve sonuçları açıkça belirgin halde görüyorum. Raif beyde ilk başlarda; gerek iş yerinde, gerek ailede saygınlığını yitirmiş bir kimlik görüyoruz. İnsanları iyi müşahede eden, insanlardan azami gayret kaçan, tabiri caizse pısırık, kullanılmaya açık...

peki neden böyle olmuş?

babası hakkında ki düşüncelerinde diyordu ki;
''-Babam benim için "insan" olarak hemen hemen hiç mevcut değildi; yalnız "Baba" dedikleri mücerret bir mefhumun insan şeklinde görünüşüydü. Akşamları kaşlarını çatarak sessiz sedasız eve giren ve ne bizi ne annemizi hitaba layık görmeyen...'' şeklinde devam ediyor.

ve babasının gözünde kendisini;
''-Hatta nedense ben akıllandığımı zannettikçe onun nazarında daha küçülüyor gibiydim. Bu sefer benim ikide birde ileri sürdüğüm şahsi fikirlerime ve mütalaalarıma biraz da istihfafla bakıyordu. Son zamanlarda her arzuma muvafakat edişi, münakaşa etmeye tenezzül etmeyecek kadar bana ehemmiyet vermediğinin bir alametiydi...'' diye niteliyor.

küçüklükten insan yerine koyulmayış, küçüklükten başlamış olan bir değersizlik Raifinkisi zaten ailenin vermediği saygıyı, değeri ileride kim verir ki.. araya dur bulamıyor daha insan.

Nimet olmuş, Raif bu değeri Maria'da bulmuş, içinde ki boşluğu onda doldurmuş. Raif'in, maria ile tanıştıktan sonra hayatında ki düşünceleri de şu yönde;
''-Ben hayatta yalnız başına yürüyebilecek bir insan değildim. Daima onun gibi bir desteğe muhtaçtım... ''

değersizlikle geçen bir ömürde bir sevgiye sığınıyor Raif ve bu yaşadığı şeyi hiç kaybetmek istemiyor 'yaşadığımı anladım' diyordu ya öyle işte. kim bulduğu kanadı, uçmaya başlamasına neden olan o şeyi kaybetmek ister ki?

Maria'yı kaybettikten sonra da şunları diyordu;
''-Niçin hayatta önüme çıkan her yeni yola adım atmaktan bu kadar çekiniyor, her yaklaşan insanı, bana fenalık etmeye geliyormuş gibi, endişe ile karşılıyordum?'' bu kadar acılarla boğuşmak ve yaşamın insanı bu denli yorduğu bir ömür ne acı. tutunmak bir dala ve o dalın kırılması, tekrar yaşam bulup hayata tutunamıyor her yürek.

kalkıpta bunları neden yazdım bilmiyorum, şimdi çıkıp biri sorabilir 'böyle inceleme mi olur' diye sebepsiz bu konulara değinmek istedim. bu kitabın ana konusu elbette bu değil.

sürekleyici bir romandı, ayrıca Osmanlı kelimelerin sık sık karşıma çıkması, sürekli anlamlarına bakmakta ayrı güzeldi. nedense bu kelimelerde, böyle kulağa hoş gelen bir hava var, daha bir şiirimsi geliyorlar bana..

tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.

ihtiyar, Hakkari'de Bir Mevsim'i inceledi.
11 Şub 2017 · Kitabı okudu · 2 günde

Ferit Edgü; yedek subay öğretmen olarak Hakkâri ve Beypazarı'nda 1967 yılında askerlik yapıyor. Bende Diyarbakır/Hazro’da yedek subay öğretmen olarak askerlik yapmıştım. Kitabı okurken o günler geçti gözümden. Yokluğun bile yok olduğu günlerdi. İlginç olan ise hayatımın en güzel günlerini geçirmiştim. Yokluğun içinde mutluluk, değerli, çok değerli. Lakin yokluğu kabul etmek anlamına gelmez elbette yaşanan o mutluluklar. İnsanca hisler işte, insanlığını unutmayanlar için.
Ferit Edgü’den okuduğum ikinci eser, çok başarılı, çok etkileyici. 2016 yılında yapılan 32. Baskıda çıkan bir kitabı okudum. An itibariyle site de 130 kişi okumuş. Daha ne söyleyebilirim ki…
Gerçeklikle düşü iç içe geçiren mükemmel bir şekilde şiirimsi bir anlatım. Zaten kitabın başında bu mesajı veriyor, “Hiç kuşkusuz düş gerçeğin ta kendisidir.” Anlatım tarzını değiştirmeler; iç monolog, iç diyalog, üçüncü tekil şahıs… Okurla konuşma anları, okur paylama, okura dikkat çekme… Gizem başlı başına…
Ve mükemmel bir final, öğrettiğim her şey yalan! “Biz, bir kış boyu, yufka ekmek, otlu peynir, bulgur pilavı yiyip, çay içerek yaşayamayız. Bizim meyvelerimiz, sebzelerimiz, etlerimiz vardır. Bütün bunları aradaki ayrımı göstermek için söylüyorum çocuklarım, beni yanlış anlamayın. Yalan söylemek günahtır, yalan söylemek insana yakışmaz, demedim. Beni yanlış anlamayın, yalan da söylenir. Benim size bütün bir kış söylediklerimin büyük bir çoğunluğu da yalandı. Ama şimdi söyleyeceklerim gerçek: Yavrularım, insanlar üç aylık bebekken, nedeni bilinmeyen hastalıklardan ölmeden de yaşayabilirler. Cüzzam, trahom bir alın yazısı değildir.”
Gerçekten üzgünüm, bu kitabı geç okuduğum için, Ferit Edgü’den henüz iki kitap okuduğum için.