Sıla Ünlüce

Aşk Seli
Puan vermedi
Aşk ömrünün sonuna kadar onu beklemek mi, sonsuza kadar onu zihnine hapsetmek mi? Bence zihne hapsetmek, onu bütün duygularla kabullenmek, kadere boyun eğmektir. Benim bu tabirim Sabahattin Ali'nin düşüncelerinin yanında bir hiç... Duygular sel gibi akıp gidiyor, aşk her yeri kaplıyor. Kitabı okumadan önce abartıldığını düşünüyordum ama bence abartıldığından bile fazlası bence... “Kadın sevebileceği zaman sevmiyor, ancak tatmin edilmeyen arzulara üzülüyor, kırılan benliğini tamir etmek istiyor, kaybedilen fırsatlara yanıyor ve bunlar ona aşk çehresi altında görünüyor.” Yazar çok güzel bir tabirle açıklamış ama günümüze göre bakarsak bu sadece kadınlar için değil erkekler içinde geçerli. Çünkü artık güven duygusu kalmadı. Kimse kimseye güvenmiyor. Ve bu da sevgi kavramını tamamen güvene bağlıyor. Okumaya ilk başladığımda kitap sıkıcı ve karmaşık gelmişti. Çünkü kulaktan dolma bilgilerle okumaya başlamıştım. Ama kitabın ortalarına doğru geldikçe beni içine çekmeye başladı ve beni kendine bağladı. Sonu da benim beklemediğim şekilde gelişti. Her satırında ayrı bir gizem barındıran bir kitaptı. Kitap insanlara bir aşk romanı gibi görünsede derin psikolojik tahliller içeren bir romandır. “Aşk hiç de sizin söylediğiniz basit sempati veya bazen derin olabilen sevgi değildir. O büsbütün başka bizim tahlil edemediğimiz öyle bir histir ki, nereden geldiğini bilmediğimiz gibi, günün birinde nereye kaçıp gittiğini de bilmeyiz. Halbuki arkadaşlık devamlıdır ve anlaşmaya bağlıdır. Nasıl başladığını gösterebilir ve bozulursa bunun sebeplerini tahlil edebiliriz. Aşka girmeyen şey ise tahlildir. Sonra düşünün, dünyada hepimizin hoşlandığımız birçok kimseler, mesela benim hakikaten sevdiğim dostlarım vardır. ... Şimdi ben bütün insanlara aşık mıyım?” Raif Efendi küçüklüğünden
Sabahattin Ali
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Müjde Yayınları · 2019376bin okunma
Reklam
Yabancılaşmak
Puan vermedi
Yabancılaşmak, insanın kendisine olan bir tavrı mıdır, yoksa herkesten kaçmak için kullandığı bir çıkış yolu mudur? Bence her ikiside. Şu an insanların büyük bir çoğunluğu yabancılaşmakta. Herkes herkesten kaçıyor. Yani bunu hepimiz bir çıkış yolu olarak kullanıyoruz. “Ne olursa olsun, her şeyin anlamsız olduğu, her şeyden umut kesmek gerektiği düşüncesiyle nasıl kalır insan? Her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimiz anda bile anlamlı bir şey söylemiş oluyoruz.” Umudu kesmek... Asla umutlarımızı kesmemeliyiz. Her kötü olayın bir iyi yanı vardır. Ayrıca anlamsızlık kavramıda biraz boş bir kavramdır. Hiçbir kelime hiçbir cümle anlamsız değildir. Ana karakterimiz toplumdan uzaklaşan, herkes gibi olmayı reddeden ve reddettiği için dışlanan biridir. Kitapta insanın içine düştüğü durumdan dolayı yabancılaşması anlatılıyor. Kitapta beni en çok hüzünlendiren bölüm annesinden bahsedildiği bölüm oldu. Bana annemin ne kadar değerli olduğunu gösterdi ve hatırlattı. “Mademki, yaşıyoruz, yaşadığımız sürece mutlu olmaya, sağımızda solumuzda mutluluk yaratmaya bakmalıyız. Mutluluk, bir yerde ve her yerde, hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmekti.” Bu hayatı boş yaşamak istemiyorsak mutluluğumuz için yaşamalıyız. Sadece kendi mutluluğumuz için değil, çevremizdeki herkesin, sevdiğimiz herkesin mutluluğu için yaşamalıyız. Yoksa ömrümüzün sonuna kadar somurtan, mızmızlanan ve boşa yaşayan insanlar oluruz. Yazarın üslubu ve kullandığı dil insanları etkileyecek ve hayatı sorgulatacak tarzdaydı. Betimlemeleri, tasvirleri sanki o anı yaşıyormuşcasına belirtiliyordu. Bu kitap benim yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve benim herkese önerebileceğim bir kitaptı. “İnsan madem ki ölecektir, bunun nasıl ve nerede olacağının bir önemi yoktur.” “İnsan eninde sonunda her şeye alışır.”
Albert Camus
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,2bin okunma