Kaygı Ne Diyor? Yine diğer çocuk kitapları gibi çocuklar için yazılmış bir hikaye gibi görünse de, iç dünyasında hala çocuk olan yetişkinlere de dokunan bir kitap. Kaygının yalnızca gelmesi değil, yerleşmeye çalışması, çadırını kurması, zihnimizin içinde kamp yapması metaforu; duygularla boğuşan herkes için fazlasıyla tanıdık.
Kitap, kaygının bir çocuğun zihnini nasıl esir aldığını anlatarak başlıyor. Resimlerde de görüldüğü gibi, çocuk bu seslerin kaygı olduğunu başta fark edemiyor. Bu yüzden de kaygının söylediklerini gerçek zannediyor. (Kaygılı her zihin gibi) Kaygının şarkısı karnını ağrıtıyor, kalbinin hızla çarpmasına neden oluyor. Bazen fısıldıyor, bazen öyle bağırıyor ki çocuk başka hiçbir şey duyamıyor.
Sonra bir dönüş başlıyor. Çocuk bu sesin kaygı olduğunu fark ediyor. Ve kaygının onu kötü hissettirdiği her alanda kendi cümlelerini kurmaya başlıyor. Kendi şarkısını… Bu şarkıda “Arkadaşlarım beni seviyor”, “Zor şeyleri yapabilirim”, “Kendime güveniyorum” gibi cümleler var. Ve o noktada çocuk görüyor ki, kaygı onu terk ediyor. Ama bu, sonsuza kadar süren bir veda değil. Kaygı ara sıra geri dönüyor. Zihninde yeniden kamp ateşi yakmak istiyor. Yeniden yerleşmek, yeniden hâkim olmak istiyor. Ama bu kez çocuk daha yüksek sesle kendi şarkısını söylüyor. Ve bir noktada, artık kaygının ne dediğini bile duymamaya başlıyor.
Ama biz okur olarak biliyoruz ki, kaygı tamamen gitmedi. Sadece artık o çocuğun sesi daha güçlü.