Akif, halk adamı olduğunu İstiklal Harbi’nde de göstermiştir. Caminin, halk hayatını düzenleyen bir müessese olarak rolünü çok iyi görmüş, vaaz kürsüsüne çıkmıştır. Halkın nabzı camilerde atmaktadır. Buralarda yaptığı konuşmalar ve okuduğu şiirler halk üzerinde olumlu tesirler yapmıştır.
Yedi iklimi cihanın duruyor karşısında,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk,
Sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk!
Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela!
Hani tâûna da züldar bu rezil istila.
Âh o yirminci asır yok mu, mahlûk-ı asil
Ne kadar gözdesi nevcut ise hakkıyla sefil.
Medeni Avrupa, korkunç teknolojik üstünlüğüyle Çanakkale’de Türk milletini topyekûn imha ve İslamiyet’i yok etmek düşüncesindedir. Ancak onların bilmediği bir şey vardır: iman gücü. Ruh daima maddeden üstündür. İstiklâl Marşı’nda, “Garb”ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar/ Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var” diyecek olan Âkif, Çanakkale şiirinde şöyle der:
Ne çelik tabyalar istenir, ne siner hasımdan
Alının kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu hâşâ edecek kahrına ram?
Çünkü tesîs-i İlahî o metin istihkâm.