Her şey yerli yerinde havuz başında servi
Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan
Eşya aksetmiş gibi tılsımlı bir uykudan
Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi.
Her şey yerli yerinde; masa, sürahi, bardak.
Sağ olasın Tanpınar. Her şey yerli yerinde. Güzel. Lakin ben nerdeyim? Zamanın neresinde? Hangi sarmaşıklar sarıp sarmaladı beni? Böcek sesleri dediğin, gecenin geç vakitlerinde tıkır tıkır kitapları yiyip duran kitap kurtları mı? Ben miyim?
Profesör oldum. Sonra kürsü başkanı. Güldürüyorsun adamı. YÖK’ten sonra ne kaldı, kürsü mü? YÖK’ten önce ne vardı?
Kitaplar.
Evet, hep kitaplar vardı.
Çorabımı sıyırıp, ancak namaz kılanların sol ayak üstlerinde olan o beyzî nasırı tatlı tatlı kaşıyor…
Ben çoktan kapadım o defteri…
Lakin defter kapanmıyor… Mazi hiçbir vakit bizi büsbütün terk etmiyor. En umulmadık yerde birden karşımıza çıkıveriyor.
Beyefendi hep söyler dururdu, âdil bir hükûmetin adaleti topladığı vergiden, yani açıkcası bu vergiyi kimden aldığında aranmalıdır.
Neden olmaktadır, neden olmaktadır. Acaba neden olmaktadır? İşte ince bir espri.