"Düşünceler duyguların zihinsel bileşenleridir. Kim bilir belki de bu yüzden zaman zaman hissetmek yerine duymak fiilini kullanıyoruz duygularımızdan bahsederken ve "Korku duydum", "Öfke duydum", "Endişe duydum", "Mutluluk duydum" diyoruz.
Çünkü duyguların sesi var. Konuşuyorlar, bize bir şeyler söylüyorlar. Biz de onlara "düşünce" diyoruz.
Misal, korku duygusu "Yapamayacağım", öfke duygusu "Bunu bana nasıl yapar", endişe "Ya başıma kötü bir şey gelirse" diyebiliyor. Utanç, "Rezil oldum"; üzüntü, "Çok yalnızım"; mutluluksa "Ne iyi yaptım" diyebiliyor."
Neleri, nasıl yazmış öyle sevgili Barış Bıçakçı? Yani açıkçası kendimi hem Cemil hem de Nazlı'da nasıl bu kadar gördüğümü hala anlamaya çalışıyorum. Her karakterle karşılaşmış hissi de yarattı bende. Zira kitabı okurken sanki hikayenin içinde ama sadece şahit olma rolünde gibi buluyordum kendimi. Karantinalara doyamadığımız, günümüzün çoğunu dört duvarlara adadığımız bu günlerde okumak da hikayeyi az biraz daha beslemedi desem yalan olur kendi adıma. Uzun lafın kısası zamanında okudum ve bana müthiş bir anlaşılma duygusunu tattırdı.