İnsanın kendisine farkında olmadan en büyük kötülüğü yapacak olanın olduğunu gösteren ve dilin anlaşılırlığı, hikayenin derinliği ile yazarın yeteneğiyle taçlandırılmış bir eser.
Bazen hepimiz Drago gibi hayallerin büyüsüne kapılıp çevremizdeki gerçek dünyayı unutuyoruz. Her vakit o hayallerle inşa ettiğimiz dünyada yaşıyoruz.Üstelik bu dünyanın da öyle olacağını umuyoruz. Drago gibi kahramanlık hikayeleri, başarılar düşleyerek geçirip durduğumuz bu bize verilen ömrü yavaş yavaş tüketiyoruz.
Drago, hayatını belirli beklentiler üzerine inşa etmişti.Bu beklentiler Drago'nun belki de görmek istemediği gerçekliği süsledi ve onu o kalede tuttu.
Beklentilerini besleyen unsurlarla birlikte Drago; koca bir ömrü o kalede, bir kez olsun düşmanla savaşmak istemekle geçirdi. Sonunda ise artık kendi bedeni onu taşıyamayacağı konuma geldiğinde hayalini geride bırakmak zorunda kaldı.
Drago'nun bu beklentilerden kurtulup kurtulamayacağı tartışılabilir ama bana göre bu beklentileri bir kenara bırakması, Drago'nun psikolojik olarak kaldıramamamasına yol açabilirdi.
Bu yönüyle kitapta Drago dışında beni çok etkileyen bir karakter daha var: Angustina.
Angustina da kaledeki diğerleri gibi beklentilere sahipti. Kaleden önceki hayatını geride bırakıp - hatta biraz unutmak da denebilir çünkü Claudina ile olan ilişkisini bir kenara koymuştu - ömrü boyunca Drago gibi aynı beklentilerle yaşadı.
Kaleye saldırı yapılacağı sanıldığında tıpkı herkes gibi o da heyecanlanmıştı fakat bir sorun olmadığı ortaya çıkınca büyük bir hayal kırıklığına uğradı.
Ek olarak, Morel'in ona kurduğu üstünlük de onun içten içe gururunu yaraladı. Çünkü Angustina görevini onur ve gurur meselesi hâline getirmiş birisiydi. Daha fazla gurunun incinmesine ve hayâl kırıklığına dayanamayarak karın altında ruhunu