Sylvia Plath (cadı tanrıça) modern şiirin en sarsıcı isimlerinden biri. Şiiri yalnızca melankoliyle değil; öfke, yabancılaşma, beden algısı, ölüm dürtüsü ve yeniden doğma arzusu ile örülü.
Çoğu zaman bir anlatıdan çok bir ruh hâli var. Okurken olayları değil, zihinsel basıncı hissedersiniz. Eleştirmenler kitabı yalnızca “itiraf şiiri” geleneğinin değil, 20. yüzyıl modern şiirinin de dönüm noktalarından biri kabul eder.
Plath’ın şiirlerinde kadınlık meselesi büyük yer tutar. Ancak onun kadınlığı ele alış biçimi kırılganlıktan çok öfke içerir. Erkek figürleri ise çoğu zaman baskıcı, yutucu veya grotesk bir güç olarak karşımıza çıkar.
Arılar, ay, kan, cam, kırmızı renk, süt, atlar ve yanık bedenler de onun şiir evreninde sürekli dolaşır. Özellikle arılar önemli bir simgesel alan oluşturur. “bee poems” olarak anılan şiirlerinde arı kolonisi hem toplumun baskıcı yapısını hem de zihinsel karmaşayı temsil eder.
Plath öldükten sonra Ariel’in yayımlanmasını eşi Ted Hughes üstlenmiş. Ancak Plath’ın hazırladığı şiir sıralamasını değiştirmiş, bazı şiirleri çıkarmış ve farklı şiirler eklemiştir. Erkek işte.
Türkçe çevirilerde Plath’ın şiirsel müziğini bütünüyle korumak oldukça zor. İngilizcedeki ses tekrarları, uyaklar ve sert fonetik geçişler Türkçeye birebir aktarılamaz. Yine de parlak ama yaralayıcı bir etki bırakır.