Kitabı sevdim ama yazarın daha etkileyici kitaplarını da okudum. Özellikle Siliniş… İlk okuduğum kitabıydı ve yeri bende hâlâ çok ayrı. Yine de şans verilmeli, okuma listenize eklenmeli.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Şeytana pabucu ters giydirenler
Türkçede "Şeytana pabucunu ters giydirmek", kurnazlıkta sınır tanımayan, en içinden çıkılmaz durumlardan bile bir yolunu bulup sıyrılan, hatta kurnazlıkta şeytanı bile geride bırakan kişiler için kullanılır... Bu "ünvana"(!) sahip olanların genelde üç belirgin özelliği vardır: Hızlı adaptasyon yetenekleri ile şartlar değiştiğinde sızlanmak yerine hemen yeni bir plân yaparlar. Gözlem yetenekleri gelişmiştir karşı tarafın zayıf noktasını (zaaflarını) çok iyi analiz ederler. İkna kabiliyetleri gelişmiştir, sizi, aslında sizin aleyhinize olan bir şeye "evet" dedirtecek kadar iyi konuşurlar. Eskilerin bir sözü vardır: "Akıllı adam sorunları çözer, kurnaz adam ise o sorunlara hiç düşmez." Ancak şeytana pabucu ters giydirmek bazen fazla ileri gitmektir. Kendi kazdığı kuyuya düşmek de bu yolun risklerinden biridir. "Şeytana pabucu ters giydirmek" kurnazlığın aktif ve saldırgan haliyse, "dört ayak üstüne düşmek" de bu işin savunma ve talih boyutudur. Bu deyim, en tehlikeli, en riskli veya en hazırlıksız yakalanılan durumlardan bile hiçbir zarar görmeden, hatta bazen kârlı çıkarak şeytanca sıyrılma becerisini ifade eder. Tıpkı bir kedinin, hangi açıyla düşerse düşsün havada vücudunu döndürüp ayaklarının üzerine inmesi gibi, bu kişiler de hayatın sillesini yediklerinde yere kapaklanmazlar, tâ ki felek "çüşşş" diyene kadar... Bazı insanlar için "yıldızı yüksek" denir. Olaylar onların kontrolü dışında gelişse bile, tesadüfler zinciri onları belki bir süreliğine âbâd eder...tâki berbâd olana kadar. Onlar pratik zekaları sayesinde bir sorunla karşılaşıldığı an donup kalmak yerine, saniyeler içinde vaziyeti kurtaracak hamleyi yapma yeteneklerini devreye sokarlar. Dört ayak üstüne düşenler de duruma göre şekil değiştirmeyi bilirler. Felsefeleri şudur, katı olan kırılır,
canım yansa da kabustan, yanında uyansam
Boşuna değil yanımda uyanışın…
Aşk
Kaybolmanın Eşiğinde
Tepki vermiyorum çünkü yakında ortadan kaybolacağım. Bu cümle, bir kaçış değil; insanın kendine dokunmadan yok olmayı öğrenme çabasıdır. Bazen ruh, yaşadığı dünyanın kenarına yaslanır ve varlığını geri çeker; gürültüye değil, sessizliğin kendi içindeki yankısına kulak verir. İnsan, görünür olmanın ağırlığını fark ettiğinde değil; görünmediğini idrak ettiğinde yavaşça soluklanır. Tepki vermemek o an bir sabır değil, iç dünyadaki fırtınanın dışarıya sızmaması için örülmüş narin bir duvardır. Kaybolmak, çoğu kişinin sandığı gibi bir siliniş değil; insanın kendi gölgesine geri dönme arzusu, benliğini kabuğuna taşıyan eski bir ritüeldir. Ruh, kimsenin çalmadığı bir kapıyı içerden kapatma kararlılığıyla hareket eder. “Yakında ortadan kaybolacağım” diyen kişi aslında yok olmak istemez; sadece varlığının yanlış odalarda yankılandığını, yanlış kulaklara çarptığını bilir. Bu yüzden kaybolmayı seçer; bir nevi kendi iç meclisine kapanıp sessiz tutanaklar tutar. Ve belki de en çarpıcı olan şudur: Kaybolmakla tehdit eden değil, kaybolmayı bir nezaket cümlesi gibi dillendiren kişi… en çok kalmak isteyen kişidir. Çünkü kalmak bazen yüksek ses gerektirir; oysa içi incinmiş insan, sessizliğiyle var olur. Tepki vermez; çünkü içindeki yankının kırılganlığını kimseye teslim etmek istemez. Kaybolmayı düşünür; çünkü kendi ağırlığını ilk kez bu kadar çıplak hisseder. Ama her kayboluş bir dönüşüm taşır. İnsan, yokluğunda olgunlaşır; döndüğünde kimse fark etmese de kendi karanlığından bir parça eksilmiştir.