• Kimse felsefi düşüncelere dalmadan, simge ve benzetmelere kapılmadan ve evrenin domuz gibi çığlık attığını duymadan, uzun süre durup (hayvanların boğazlanmasını) izleyemez.
  • Bu nemli, bu bunaltıcı gecelerde, pencerenin
    Önündeki dallardan bir kafes örerim kendime
    Güneşli günlerde doğurmuş anam beni, neyleyim
    Gökle denizin seviştiği yerlerde gün boyu
    Bıkıp usanmadan bakmam için, evime mavinin
    Bütün tonlarında perdeler astım sevdiğim
    Gece, düşlerde sürdüreyim diye bu yolculuğu
    Bir güneş saatiyim ben kendi halimce
    Bir günebakanım belki de, doğudan batıya dönerim
    Alnı gökyüzüne dönük bir güneş çocuğu...
    Bu karanlık, bu ıssız gecelerde
    Yıldızları bir küpün içinde toplayasım gelir
    Benim güneşim birikimdir belki de
    Yıllarla, aylarla, günlerle açıklanabilir
    Mutluluk, onun gözünün içine bakmaktır sevdiğim
    Onu bir simge kılmaktır, bir ad vermektir
    Ben güneş dedim ona, sen su de, çiçek de
    Aksın ömrün yeter ki doğayla birlikte...
  • "Karanlıkta yolunu bulmaya çalışırken bir şimşek gibi ansızın beliren görülerle gözü kamaşan ikinci yüzyıl insanında, anlaşılması olanaksız bir dünyada kendi rolüne ilişkin nevrotik bir bilinç gelişmiştir. Hakikat gizlidir; simge ve muammalarla ilgili herhangi bir sorgulama asla nihai hakikati açığa çıkarmayacak, yalnızca gizi bir başka yere kaydıracaktır. İnsanın durumu buysa, o zaman bundan şu anlam çıkar: Dünya bir hatanın ürünüdür. Bu psikolojik durumun kültürel ifadesi gnosistir."
  • Üstüme üstüme geliyor hayat
    Sabrımı sınıyor
    Yaptığı şakalar artık bayat
    Hep başa sarıyor

    Bazen çok dayanılmaz olabiliyor
    Sorduğu sorular
    Kısmen bir şeyleri alıp götürüyor
    Bozuluyor havalar
  • gözlerdeki kör simge
    kehanet
    ölüme benzeyen bir şey var her derinlikte
    bazen kalyon bazen köpükler başka bir
    çağda kimsenin bilmediği simgelere
    gömülü define
  • Kitap, Hayri İrdal karakteri üzerinde batı ve doğu medeniyeti arasında bocalayan Türkiye'nin durumunu ele almış. Maalesef coğrafi konumuna benzer şekilde Türk insanı bu sıkışıklığa hep maruz kalmıştır. Hayri İrdal karakteri biraz pasif bir karakter. O nedenle çok sevmedim. Seçimlerinde hep pişman oluyor ya da kafasında hep acaba yanlış mı yapıyorum gibi bir ikilem var. Oysa hayatına giren karakterlerin duruşu çok sağlam. Beni en çok etkileyen karakterler Avrupa da psikanaliz konusunda eğitim gören psikiyatrist Ramiz ve tabi ki Muhteşem Gatsby vari karizmatik, tuttuğunu koparan, kararlarını ve amaçlarını gerçekleştirmek için hiçbir engel tanımayan Halit Ayarcı oldu.. En umutsuz noktalarda bile bir umut ışığı gören kararsızlık ve karamsarlıktan nefret eden, girşken, realist ve en kötü malzemeyi bile allayıp pullayıp satabilecek güçlü bir karakter.
    Saatleri ayarlama enstitüsü gibi kel alaka bir şirket kurmak ve bu işten kazanç sağlamak ancak Halit Ayarcı gibi bir adamdan beklenir. Burada Saatleri ayarlama enstitüsü, sembolik ögelerle oynamayı seven Tanpınar için bir tür simge.
    Sonuç olarak yer yer sıksada okunacak bir kitap.Ama edebiyatımızın en iyi kitaplarından biri değil bence.
  • Dan Brown'un neredeyse bütün kitaplarını okumuş biri olarak aralarında en iyi bulduğum kitabıdır Melekler ve Şeytanlar. Çünkü olayın dünyanın en büyük gizli örgütünü anlatamsı ve vatikanda geçmesidir.Yazarın yarattığı en ünlü karakter olan Robert Langdon'un ilk yer aldığı kitap olan Melekler ve Şeytanlar da birden fazla ana tema mevcuttur.Bunlar Gizli örgüt aslında gizli değil ama gizemli olan illuminati , Tabiki Olayın geçtiği yer olan Vatikanda ki En büyük Oluşum Kilise ve Fizik Bilim dalıdır.
    Olay Profesör Langdon'a gelen fax ile başlar bu faxta CERNE'de öldürülen bir fizikçinin göğüsüne dağlanmış olan bir simge görünmektedir ve ana karakterimiz Simgebilim Profesörü olduğu için hemen çağrılır.Olay bu noktadan sonra aslında tamamen artık İlluminati ve Katolik Kilisesi arasında yüzyıllar süren çekişmeye odaklanıyor.Öldürülen fizikçinin kızı Vittoria ile angdon'ın zamanları da oldukça sınırlıdır. Çünkü birileri Katolik Kilisesi'ni yerle bir edecek bir silahı çoktan devreye sokmuştur.
    Tarih boyunca aslında insanlar açıklayamadığı aslında bilimle açıklayamadığı şeylere ilahi güçler diyorlardı. Bu durum din ile bilim arasında derin bir uçuruma sebep olmuştur.Özellikle Orta çağ'da Egemen olan Skolastik düşüncenin etkisiyle de kilise dine karşı gelen bilim adamlarını cezalandırdı.Kurtulan bilim adamları ise ilk bilimsel beyin takımı olan İLLUMİNATİ kurmuşlardır.Öldürülen bilim adamlarının intikamını almak isteyen örgütün üyeleri kilise tarafından katdedildi. Örgütün artık tek amacı kiliseyi yok etmekdi.
    Ancak onları durduran kişi diğer bir Illuminati üyesi Galileo Galilei oldu. Galileo din ile bilimin düşman olamayacağını, Tanrı'nın cennet ve cehennem, sıcak ve soğuk fikir simetrisi olduğunu anlatmaya çalıştı. Ancak bu birliği istemeyen kilisenin Galileo'ya cevabı günahkâr ilan edilmesi ve öldürülmesi oldu. Ardından bir kısım bilim adamı idam edilirken hayatta kalanlar Roma'dan kaçtılar.Bu olaylardan sonra iyiden iyiye gizli bir örgüt haline gelen ve daha karanlık, daha Katolik karşıtı bir tutum sergileyen Illuminati oldukça güçlendi. Bunun üzerine kilise onları İngilizce'de "Satan" olarak bilinen "Şeytan" kelimesini kullanarak tanımladı...
    Bunlar daha fazla da yazılabilir ama asıl olay kitabın içinde olduğu için fazla uzatmaya lüzum görmüyorum.Bu muhteşem kitabı okuyunca öğrenmeniz daha iyi olacaktır.Kitabı kesinlikle öneriyorum.

    “... bana Tanrı’nın var olduğuna dair kanıt göster diyorsunuz. Cennete bakmak için teleskoplarınızı kullanın ve bana Tanrı’nın nasıl olmadığını söyleyin diyorum!”