Hayatının büyük bir kısmını üstün bir bilginin koruyucusu olduğun kanısıyla yaşarsan ve bir gün bu kanı yerle bir olursa o zaman yerini yönünü yitirmiş hissedersin. Ansızın hiçbir şey ilgini çekmez olur.
İyi tanıdığın insanlara kendilerini tanımlamalarını söylersen,neredeyse hiçbirinin bunu yapamadığını fark edersin. En iyi ihtimalle,iyi paketlenmiş birkaç klişeden birini kullanır ya da inanmaya ihtiyaç duydukları yalanları tekrarlarlar.”
…insan zorla kendi gibi olamaz. “Doğal ol” buyruğu bize ister başkalarından ister kendi içimizden gelsin,buyruklar içinde en çelişkili ve en uygulanamayandır.
Genelde dış dünyadan gelen uyarılar konusunda seçiciyizdir. Sesler,kokular ve her türden görünür varlıkla çevrili olmamıza rağmen nesnel değilizdir; kulakzarımızda titreşen her şeyi işitmeyiz,burnumuza ulaşan her kokuyu duymayız,retinamıza çarpan her şeyi görmeyiz. Hangi algıların bilince taşınacağına ,hangi bilgilerin kayda alınacağına beyin karar verir.
Gerisi dışarıda kalır;dışarıda kalır ama yine de hepsi oradadır. Pusuda bekler,diyebilirim buna.