Huzur’u okurken zaman ağırlaştı; kelimeler acele etmedi, ben de edemedim. Tanpınar, insanın içindeki çatlağı bir medeniyetin yorgunluğuyla yan yana koyuyor.
Olaylar zincirinden çok, bir ruh hâlinin içinde yürüdüm. Tanpınar, aşkı da acıyı da aynı terazide tartıyor; bireyin iç dünyasıyla bir medeniyetin yorgun hafızasını yan yana getiriyor. Roman, savaşın başladığı günün gürültüsünden uzak ama onun gölgesini her satırda hissettiren bir sessizlik anlatısı gibi. İstanbul burada yalnızca bir mekân değil; musikisiyle, geçmişiyle, suskunluğu ve tereddütleriyle yaşayan bir bilinç. Mümtaz’ın huzuru arayışı, aslında kaybolmuş bir bütünlüğün, yarım kalmış bir zamanın peşinden gitmek. Tanpınar’ın dili ise bu arayışı süslemeden, inceltmeden ama zarafetle taşıyor. Huzur, bir roman olmaktan çok, bizim içimizde yankılanan bir medeniyet hatırası.
Bu kitabı hızlı okuyamadım; çünkü Tanpınar izin vermedi. Her cümle durup düşünmeyi, her duygu biraz susmayı istedi. Huzur, benim için bir hikâye değil, bir hâl oldu.
Ne kadar içimden gelerek hislerimi,duygularıma anlatmaya ve yazmaya çalışsam da yetersiz kalıyor gibi hissediyorum. Okunmalı ,defalarca tekrar okunmalı yazarın her kurduğu kelimelerden cümlelerden zihin heybemizde yer edecek çok mucizevi detaylar var.
İyiki okudum ,bu edebi şöleni okuyarak yılın sonunu güzelleştirdim.