Hani birbirine çok yakışan şeyler vardır. Aslında tek başına var olurlar, öyle de güzeldirler ama bir aradayken bambaşka bir şölene dönüşürler. Denizle güneş gibi… simitle çay gibi… kahveyle kitap gibi… Denizi düşünün mesela… kendi kendine de şahanedir, ama getirin güneşi, ışıkları yansıtın içine, o gümüş gibi parıltılarla ne efsane olur… Simidi tek başına da yersiniz, çayı her şekilde günün her saati içersiniz ama bir lokma simidi ağzında çayla şenlendirmek gibisi yoktur… Dostluklar da böyledir işte. Tek başınıza da pekala var olur, yaşayıp gidersiniz. Ama yanınızda can gibi gerçek bir dost varsa, o güneşin denizin içine süzülmesi gibi bir şey olursunuz beraber. Sadece kendinize değil, etrafa da keyif verirsiniz. Peki dostluğun yanına en çok ne yakışır derseniz, emek derim. Kocaman bir paketin içinde yanında birçok kelimeyle gelir. Vefa gibi, sabır gibi, fedakarlık, empati, özen gibi. Emeksiz sevgi, sevgisiz emek olmaz.
Bizler, utangaç çocuklar en fazla Kuzguncuk'a iner; sahildeki banklara oturur, seyyar çaycıdan çay alır simitle yer, birbirimize hayallerimizi anlatırdık. Yine de ne yalan söylemeli kaçamak buluşmalarla etrafı kolaçan eder, bize ilgi gösteren birileri var mı diye meraklanırdık. Tuhaftır. Hem ilgi ister, hem biri ilgilenecek olsa oğlanı tersleyip azarlardık. Nedir bu? Naz mı, terbiye mi, yoksa istemiyorum ama yan cebime koy mu? Hepsi. Yolda biri laf atacak olsa kendimizi "hafif kız" yerine koyar sinirlenirdik.
Hani birbirine çok yakışan şeyler vardır. Aslında tek başına da var olurlar, öyle de güzeldirler ama bir aradayken bambaşka bir şölene dönüşürler. Denizle güneş gibi... Simitle çay gibi... Kahveyle kitap gibi...
Yoksulluğun Ziyafeti, Sadeliklerin Şölen
Simit ve çayın yan yana geldiği o mütevazı kahvaltıyı düşünün… Belki de Türk kültürünün en samimi ikilisi. Bu konuda hem Sait Faik'in yazdıkları hem de gazeteci ve yazar Mehmet Yaşın'ın
Edebiyat & Roman
Ama çayı simitle içtikten sonra sokağın çamuruna karışır, dişlerimizde hâlâ susam kırıntıları oradan oraya koşabiliriz. Sokakta yağmur yağar, alnımızdan ter damlar. Dişlerimizde susam tanesi, çayın kokusu hâlâ burnumuzdadır. Ah, bir akşam olsa, kâğıt yığınları önümüzden bir eksilse, bir yatağımıza uzansak, ayaklarımız bir dinlense. Oh! Yine sabah oldu bak! Acem Hasan Efendi çayı demlemiştir. Şu abullabut simitçi de nerde kaldı? Allah belasını versin! Gelir, akşamki simidi dayar. Gelmez, çayın tadı kaçar.
Sayfa 128·Kitabı okudu
Boyle uzun uzun susacakmiyiz. Aslinda anlatacak o kadar sey varken. Yine sessizligin engin deryasinami dalacagiz. Belki farkli dunyalarimiz var Hisselerimiz başka. Ama gecede sende en az benim kadar yalnizsin. Bu gece benimle mehtaba eslik edermisin. Mehtabin altinda yakamozu izlemek istermisin. Gel gidelim sabahci kahvesine Bir cay bir simitle sana neler neler anlatabilirim.... #DnzBzn