Hani birbirine çok yakışan şeyler vardır. Aslında tek başına var olurlar, öyle de güzeldirler ama bir aradayken bambaşka bir şölene dönüşürler. Denizle güneş gibi… simitle çay gibi… kahveyle kitap gibi… Denizi düşünün mesela… kendi kendine de şahanedir, ama getirin güneşi, ışıkları yansıtın içine, o gümüş gibi parıltılarla ne efsane olur… Simidi tek başına da yersiniz, çayı her şekilde günün her saati içersiniz ama bir lokma simidi ağzında çayla şenlendirmek gibisi yoktur… Dostluklar da böyledir işte. Tek başınıza da pekala var olur, yaşayıp gidersiniz. Ama yanınızda can gibi gerçek bir dost varsa, o güneşin denizin içine süzülmesi gibi bir şey olursunuz beraber. Sadece kendinize değil, etrafa da keyif verirsiniz. Peki dostluğun yanına en çok ne yakışır derseniz, emek derim. Kocaman bir paketin içinde yanında birçok kelimeyle gelir. Vefa gibi, sabır gibi, fedakarlık, empati, özen gibi. Emeksiz sevgi, sevgisiz emek olmaz.
Bizler, utangaç çocuklar en fazla Kuzguncuk'a iner; sahildeki banklara oturur, seyyar çaycıdan çay alır simitle yer, birbirimize hayallerimizi anlatırdık. Yine de ne yalan söylemeli kaçamak buluşmalarla etrafı kolaçan eder, bize ilgi gösteren birileri var mı diye meraklanırdık. Tuhaftır. Hem ilgi ister, hem biri ilgilenecek olsa oğlanı tersleyip azarlardık. Nedir bu? Naz mı, terbiye mi, yoksa istemiyorum ama yan cebime koy mu? Hepsi. Yolda biri laf atacak olsa kendimizi "hafif kız" yerine koyar sinirlenirdik.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hani birbirine çok yakışan şeyler vardır. Aslında tek başına da var olurlar, öyle de güzeldirler ama bir aradayken bambaşka bir şölene dönüşürler. Denizle güneş gibi... Simitle çay gibi... Kahveyle kitap gibi...
Ama çayı simitle içtikten sonra sokağın çamuruna karışır, dişlerimizde hâlâ susam kırıntıları oradan oraya koşabiliriz. Sokakta yağmur yağar, alnımızdan ter damlar. Dişlerimizde susam tanesi, çayın kokusu hâlâ burnumuzdadır. Ah, bir akşam olsa, kâğıt yığınları önümüzden bir eksilse, bir yatağımıza uzansak, ayaklarımız bir dinlense. Oh! Yine sabah oldu bak! Acem Hasan Efendi çayı demlemiştir. Şu abullabut simitçi de nerde kaldı? Allah belasını versin! Gelir, akşamki simidi dayar. Gelmez, çayın tadı kaçar.
Sayfa 128·Kitabı okudu
Hani birbirine çok yakışan şeyler vardır. Aslında tek başına da var olurlar, öyle de güzeldirler ama bir aradayken bambaşka bir şölene dönüşürler. Denizle güneş gibi... Simitle çay gibi... Kahveyle kitap gibi... Denizi düşünün mesela... Kendi kendine de şahanedir, ama getirin güneşi, ışıklarını yansıtın içine, o gümüş gibi pırıltılarla ne efsane olur... Simidi tek başına da yersiniz, çayı her şekilde, günün her saati içersiniz, ama bir lokma simidi ağzında çayla şenlendirmek gibisi yoktur... Dostluklar da böyledir işte. Tek başınıza da pekālā var olur, yaşayıp gidersiniz. Ama yanınızda can gibi bir gerçek dost varsa, o güneşin denizin içine süzülmesi gibi bir şey olursunuz beraber. Sadece kendinize değil, etrafa da keyif verirsiniz. Pekiii, dostluğun yanına en çok ne yakışır derseniz, gözümü kırpmadan "emek" derim. Emek, enteresan kelimedir. Kocaman bir paketin içinde, yanında birçok başka kelimeyle gelir. "Vefa" gibi, "sabır" gibi, "fedakârlık" gibi, "empati" gibi, "özen" gibi. Emeksiz sevgi, sevgisiz emek olmaz. Bu roman, bir dostluk hikâyesi... Hem de taa 1970'lerin so-nunda başlayıp 90'lara uzanan...
Sayfa 5·Kitabı okudu
Alıntı
Simitle Çay
Bu başlığa kaşar peynirini de eklemek isterdim ama onun çayla simidin dostluğu karşısında silinip ikinci planda kalması daha doğru. Çünkü çayla simidi beraber bulduğumuz günler eksik değil, ama üçünü bir arada bulmak?..
Sayfa 127·Kitabı okudu
Alıntı