Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?
Aquinas, ancak öte dünyada ulaşılabilen ebedi mutluluk ile bu dünyada ulaşılabilen eksik mutluluk arasında ayrım yapar. Ebedi mutluluk Tanrı’yla birleşmek olduğu için, bu dünyada ancak eksik mutluluk vardır, çünkü Tanrı hakkında bilinecek her şeyi bu dünyada asla bilemeyiz.
Thomas Aquinas burada Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya girişir. Felsefenin, Tanrı bilgisini ilerletmede gerekli bir koşul olmamasına rağmen, teolojiye yardım edebileceğini kabul ederek başlar. Sonra şu sorulara yanıt vermeye çalışır:
1. "Tanrı vardır" önermesi kendiliğinden açık seçik midir?
2. Bu, gösterilebilir mi?
3. Tanrı var mıdır?
Thomas Aquinas, bundan sonra, Tanrı'nın varlığını ortaya koyan beş kanıt sunar. Bu Beş Yol'uyla Aquinas, Tanrı'nın varlığını kanıtlamak için teolojiye ilişkin düşünceler ile akılcı düşünceyi ve doğal dünyadan edinilmiş gözlemleri birleştirir.
Kanıt 1: Hareket Etmeyen Hareket Ettirici Savı
Bu dünyada hareket halinde şeylerin olduğunu görebiliriz. Hareket halinde olan şeyi, hareket halindeki başka bir şey harekete geçirmiştir. O nesnenin hareket halinde olmasının nedeni, hareket halindeki başka bir nesne tarafından harekete geçirilmiş olmasıdır ve bu böyle devam edip gider. Ne var ki, böyle sonsuza kadar geriye doğru gitmeyi sürdüremez, çünkü ilk hareketi veren şey asla bulunamaz (dolayısıyla, sonraki hareket de olmayacaktır). Öyleyse, ilk olan ve hareket etmeyen bir hareket ettirici olmalıdır, bunun da Tanrı olduğu anlaşılır.
Kanıt 2: İlk Neden Savı
Her şeye neden olan bir şey vardır ve hiçbir şey kendi kendinin nedeni olamaz. Her neden, önceki bir nedenin sonucudur, o önceki neden ise başka bir önceki nedenin sonucuydu. Bu böyle sonsuza kadar geriye doğru gitmeyi sürdüremez; çünkü hiçbir ilk neden yok ise sonraki nedenler de olmaz. Öyleyse, nedeni olmayan bir ilk neden olmalıdır, bunun da Tanrı olduğu anlaşılır.
Kanıt 3: Olumsallık Savı
Doğada, varlık kazanan ve sonra yok olup giden şeyler gözlemleriz. Bununla birlikte, var olan her şeyin, var olan başka bir şeyden gelmiş olması gerekir; eğer bir şeyin var olmaması mümkün
Theseus’un gemisi paradoksuna ilk kez Antik Yunan filozofu (ve Platoncu) Plutarkhos’un yazılarında rastlanır.
Plutarkhos,Theseus’un uzun bir deniz yolculuğunundan dönüşünü anlatır. Yolculuk boyunca, geminin yapılmış olduğu ahşap tahtaların eskiyenleri, çürüyenleri denize atılıp yeni, sağlam tahtalarla değiştirilmiş. Öyle ki,Theseus ve mürettebatı en sonunda yolculuktan geri döndükleri zaman, geminin yapılmış olduğu ahşap tahtaların tamamı yenilenmiş durumdaymış. Dolayısıyla, şöyle bir soru akıllara takılır: Farklı ahşap kısımları tamamen yenilenmiş olsa bile, geri döndükleri gemi, yola çıkarken bindikleri geminin aynısı mıydı? Gemide ilk ahşap parçalardan biri hâlâ dursaydı ne olurdu?Gemide hâlâ iki parça ahşap olsaydı ne olurdu? Bu durum, verilecek yanıtı değiştirir miydi?
Meseleye bakmanın bir başka yolu da şudur:
Eğer Theseus’un yolculuğa çıktığı gemi A ve yolculuğunu tamamladığı gemi B ise o zaman A=B midir?
Çok daha sonra, ünlü on yedinci yüzyıl filozofu Thomas Hobbes bu paradoksu bir adım ileriye taşıdı.
Farz edelim ki, Theseus’un gemisini bir çöp toplayıcı takip ediyor. Theseus’un mürettebatı eski tahtaları güverteden attıkça, çöp toplayıcı onları sudan alıp kendi gemisini inşa ediyor. İki gemi limana varıyor: Biri Theseus ile mürettebatını taşıyan, yeni ahşaptan yapılma gemi; diğeri ise Theseus’un mürettebatının güverteden attığı eski ahşaptan yapılma gemi. Bu senaryoda, hangi gemi Theseus’un gemisidir?
Bu senaryoda, çöp toplayıcıyı getiren gemiyi C harfiyle gösterelim.
B≠C olduğunu biliyoruz, çünkü limana iki gemi demirliyor, dolayısıyla bunların bir ve aynı olmadıkları açıktır.
Öyleyse, bir gemiyi Theseus’un gemisi yapan nedir? O gemiyi oluşturan tek tek parçalar mı? Geminin yapısı mı? Geminin tarihçesi mi?
(…)
Elbetteki bu paradoks, gemilerle ilgili bir
Aristoteles’e göre en yüce mutluluk türü, entelektüel düşünüşe dayalı bir yaşam sürmektir; en yüksek erdem biçimi ise aklını kullanmaktır (insanları diğer hayvanlardan ayıran da budur).