Bir uzman olarak aptal görünüyordum kendime. Bir insan olarak acaba tanıyor muydum kendimi? Yalnızca yeni doğmuştum ve kim olarak doğduğumu bilemiyordum henüz. Öğrenilmesi gereken buydu işte.
Elimi tuttum, anımsıyorum; sağ elimle sol elimi tutup başıma götürmek istedim ve götürdüm. Neden mi? Yaşadığımı kendime kanıtlamak ve buna da hayran olmak için. Alnıma, göz kapaklarıma dokundum. Bir titreme sarıverdi beni. Bir gün gelecek - diye düşündüm - bir gün gelecek ve ben o gün çok susamama karşın suyu dudaklarıma götürecek güce bile sahip olamayacağım...
Orada ne kadar kaldık? Hiç bilmiyorum; - saatin ne önemi vardı ki? Marceline yanımdaydı, uzanıp başımı dizlerinin üzerine koydum. Kavalın sesi hala şırıldıyor, zaman zaman kesiliyor, yeniden başlıyordu; suyun şırıltısı... Bir keçi meliyordu ara sıra. Gözlerimi kapadım; alnıma Marceline'in serin elinin dokunduğunu hissettim; hurma ağaçlarının yaprakları arasından hafifçe sızan güneşi hissediyor, hiçbir şey düşünmüyordum; düşünceden bana ne! Öylesine olağanüstü hissediyordum ki...