Simyacı, herkesin hayatının bir noktasında durup “Ben neyin peşindeyim?” diye sorduğu o anlara hitap eden bir kitap. Santiago’nun hazine arayışı aslında dışarıda değil, insanın kendi içinde yaptığı bir yolculuğu anlatıyor. Coelho, bunu sade ama sembollerle dolu bir dille aktarıyor.
Kitap boyunca “kişisel menkıbe” kavramı öne çıkıyor. Hayallerin tesadüf olmadığını, evrenin gerçekten isteyen insan için harekete geçtiğini söylüyor. Bu yönüyle motivasyon verici ama aynı zamanda düşündürücü. Bazı okurlar için fazla basit ya da tekrarlı gelebilir; ancak bu sadelik kitabın gücü aslında. Her yaştan ve her ruh hâlinden insana dokunabiliyor.
Simyacı, edebi derinlikten çok hissettirdikleriyle ön plana çıkıyor. Büyük cümleler kurmuyor ama küçük cümlelerle büyük sorular sorduruyor. Okuyup bitirdikten sonra insanın içinden “Ben kendi hazinemi arıyor muyum?” diye sorması boşuna değil.
Kısacası bu kitap, hayatını sorgulayanlara, yolunu kaybettiğini hissedenlere ve cesaret arayanlara hitap ediyor. Belki bir başucu kitabı değil ama doğru zamanda okunduğunda çok şey söylüyor.