Çevrem, beni teselli etmek isteyen düşmanlarla sarılı. Direncimi
iki yolla kırmak istiyorlar. Arhk kurtuluşu yokmuş gibi gözüken
feda edilmiş olan için şöyle diyorlar: Olması zorunlu olduğuna
göre, olması daha iyi. Ya da şöyle bağırıyorlar: Ben ölüyorum!
Ben ölüyorum! Ama ben, bunun olmak zorunda olduğunu kimse açısından asla kabullenmedim, eğer kabullenecek olursam
dilim kurusun ve böyle bir şeye evet demektense, pis kokulu
dumanlara dönüşüp dağılmayı yeğlerim. Ve ötekilerin hepsinin
de öleceklerini biliyorum, bunu yeterince ciddiye alıyorum, fakat beni, korkumu benden soyutlayarak ele geçirmek ve o korkuyu şimdi tehdit altında bulunan birinden almak için tehdit
etmelerinden ötürü onları çok suçluyorum, bu yüzden kimseyi
bağışlamak niyetinde değilim.
Ölüm, insanın yakınında ne varsa deviriyor, ve insan artık acıdan çaresiz kaldığında, ona gülümseyerek şöyle diyor: Aslında
sandığın kadar aciz değilsin, kendi kendini, kendinle birlikte de
acını yıkabilirsin. Ölüm, insana daha sonra onlardan yine kendisinin kurtarabileceği acılar hazırlar. Bugüne kadar hangi işkenceci yargıç işini ondan iyi yapmıştır?
Birbirlerini çok sevenler, kimi zaman birbirlerine işleyemeyecekleri kesin olan suçlan yakıştırırlar. Sanki birbirlerine en kötü
şeyleri borçludurlar ve hiçbirinin bunu eyleme dönüştürme girişiminde bulunmamasından nefret ederler. "Benden bir şey
çaldın!"ın altında sanki yalvarırcasına dile getirilmiş bir: "Neden
çalmıyorsun?" sorusu vardır.
1. Herkes, henüz ölümü hak etmeyecek kadar iyidir.
2. Herkes, ancak ölümü hak edebilecek kadar iyidir.
Bu iki görüş arasında bir barışıklık, söz konusu değil. Biri ya
da öteki mutlaka galip gelecek. Hangisinin galip geleceği ise kesinlikle kararlaştırılmış değil.