Sabahattin Ali’nin Yeni Dünya’sı, 13 öyküden oluşan ince bir kitap genelde 120-130 sayfa civarı ve yazarın öykücülüğünde önemli bir durak.. Kitap boyunca Anadolu’nun yoksul, kenarda kalmış insanlarını çok yakından, neredeyse röportaj gibi ama edebi bir ustalıkla izliyorsun. Köy hayatı, kasaba, düşkün kadınlar, memurlar, çocuklar, hastalar, mahkûmlar… Hepsi var. Sabahattin Ali, "küçük insan" dediğimiz; gündelik dertleri, ekmek kavgası ya ama her şeyden önemlisi onuru olan karakterleri anlatmakta usta. Yazar, dış dünyadaki sefaleti anlatırken bile karakterlerin iç dünyasındaki fırtınaları asla ihmal etmez. Bir insanın neden boyun eğdiğini ya da neden isyan ettiğini en saf haliyle önümüze serer. Modernleşen veya değişen dünyaya ayak uyduramayan insanın içsel huzursuzluğu kitabın ismindeki o "Yeni Dünya" ironisiyle birleşir. Eğer insanın içindeki o karanlık ama umut dolu labirentlerde dolaşmayı seviyorsan, bu kitap seni çok etkileyecektir. Sabahattin Ali’nin en büyük gücü, gözlem gücü ve empati. Karakterlerin konuşmaları, halleri, suskunlukları o kadar doğal ki, okurken resmen o köy odasında, o tozlu yolda veya o hastane köşesinde hissediyorsun kendini. Dil çok temiz ve akıcı; bir solukta okunuyor ama her öyküden sonra biraz durup düşünüyorsun. Kimi öyküler daha realist ve toplumsal eleştiri ağır basarken, kimileri (özellikle sonlara doğru) daha duygusal ve şairane. Genel olarak hüzünlü ama gerçekçi bir kitap. Kitaptaki "Hasanboğuldu" gibi bazı hikayeler o kadar ikoniktir ki, bittikten sonra bir süre boşluğa bakmana sebep olabilir. Bu kitabı bitirdikten sonra üzerine konuşmak istersen, en çok hangi hikaye seni etkiledi merak ederim. Keyifli okumalar.