" Başımdan geçenleri benden daha ilginç buluyor. İçimdeki derin ve köklü karanlığın farkında değil. Çünkü insanları konuşarak tanıyamazsınız. Konuşmak canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil."
İlk bölümü bitirip de el yazılarına geldiğinizde işler ilginçleşiyor. Aynı zamanda kitabın iki muhtemel alternatif son sunması beklenmedikti.
Zülfü Livaneli en sevdiğim yazarlardan birisi. Onun kaleminde beni ve benim gibi milyonları çeken bir bağ var. Beni romanlarının içine çeken en belirgin özellik Livaneli'nin realist bir biçimde karakterleri ve olayları anlatması. Yaşamdan ve gerçeklerden ilham alması romanın içinde kendimizden bir parça bulmamızı sağlıyor. Serenad ve Kardeşimin Hikayesi kitaplarını çok severek okumuştum ve bu kitabı da sırf yazara ve kedilere olan düşkünlüğümden dolayı aldım. Ve hiç pişman olmadım.
(SPOILER) Yalnız kitapta bir ara hastanedeki bakanın yüzünün tanınmayacak halde olması ve karakterin onu babasına benzetmesi yüreğimi hoplattı. Yine Kardeşimin Hikayesi'nde olduğu gibi bizi bir sürpriz bekliyor sandım. Ve bu şekilde düşünmemin bir sebebi de kitabın sonuna doğru Sami'nin babasının ellerinin içinin yandığı bilgisinin verilmesi. Sami'nin bakanı öldürmeden ellerindeki yanıktan onu tanıyacağını ve aslında tüm bunları yapanın; sevgilisini öldürenin, onu yurtdışına gönderenin ve hapishanede ona işkence edenin babası olduğunu hatırlayacak diye düşünmüştüm ancak pek de öyle olmadı.
" İyi baba diye bir şey olamaz, çünkü babalık görevi başlı başına kötü bir şeydir. Sert babalar, yumuşak babalar, anlayışlı babalar- al birini vur ötekine. Bize kendi aşağılık komplekslerini yüklemeye ve yolumuzu kesmeye çalışırlar. Kendi gerçekleştiremedikleri özlemlerini, öfkelerini, ülkülerini, kimseye açamadıkları güçsüzlüklerini, günahlarını, baldan tatlı düşlerini ve kendilerinin hiçbir zaman uygulama yürekliliği gösteremedikleri yaşam ilkelerini- bütün bu süprüntüleri bizim omuzumuza yüklemek isterler. "
" Okul da toplumun minyatürüdür : Bu yüzden bize boyuna buyruk veriyorlar. Bir avuç kör adam, bize ne yapmamız gerektiğini söylüyor, sınırsız yeteneklerimizi paramparça ediyor. "