Bir insanın kendine yapacağı en büyük kötülük bu olsa gerek. Yani uzun yıllar sonra kendi yaptığı ya da yapmadığı bir şey için kendini affetmek zorunda kalmak.
Yeniden seç deseniz dünyaya yine kız çocuğu olarak gelmek isterdim.
Yine saçlarımı belime kadar uzatmak, çıplak ayaklarımla babamın ayaklarına basarak dans etmek, yine annemin topuklu pabuçlarını gizlice giymek, tuvalet masasındaki takılarının durduğu kutuyu karıştırmak isterdim. Yine hamurlarla oynamak, keki ben çırpacağım diye tutturmak, yine erkek çocukların kovboyculuk oyununda "dışıyaa dışıyaa" diye bağıran komşu kızı olmak, bayramlarda kırmızı pabuç hayal etmek, dedemin dizlerine başka bir çocuk oturmasın diye tutturmak, anneannemin mavi fırfırlı önlüğünü belime bağlayıp üstüne basmadan yürümeye çalışmak, salon masasında yeni dikilecek elbise kesi-lirken içerden "kolay gelsiiin" diye koşup gelmek, yine oyuncak bebeklerle oynamak, yine plastik fincanlarla çay partisi vermek isterdim.
Kız olmak isterdim, kan bağı olmasa da kız kardeşliğin bu emsalsiz huzur duygusunu yine yaşamak için.
Kız olmak isterdim, başaramazsın dedikleri her şeyi, oh canıma değsin, bak gör nasıl yapıyorum demek için.
Önüme çıkan engellerin "kadın halimle" üstesinden gelip sonra da kendime aferin diyebilmek için. Kimsenin alkışını beklemeden, mutluluğumu kimsenin insafına bırakmadan sadece kendi özsaygımın peşine düşmek için. Hayattaki tek rakibimin aynadaki görüntüm olması için.
Başım ve bütün evren ağrıyor. Manevi ıstıraplara göre, birer acı oldukları çok daha açık olan bedensel acılar zihnimizde yankılanarak, kendilerinin yabancı olduğu trajediler doğurur.
Ruhum gizli bir orkestra; bilemediğim çalgılar çalınıyor, kemanlar ve arplar, kudümler ve davullar içimde yankılanıyor. Kendime ancak bir senfoni diyebilirim.