Anadolu’nun kadim geleneklerine göre her acının ilacı yemekti. Ne kadar üzüntülü bir olay yaşanırsa yaşansın, yemek tedavi ediciiydi. Antakya’da anneannem öldüğü zaman komşular bir ay evde yemek pişirmesini izin vermemişlerdi. Her bir komşu sırayla ziyafet sofraları kurmuştu. Yemek hep ölmüşlerin ruhu için yeniyordu sanki o ruhlar besinlerden yararlanacakmış gibi…
Ama bu adetleri bugünün materyalist mantığıyla yargılayanlara ve küçümseyenlere kızardım ben insanoğlunun teselli için binlerce yıl içinde geliştirdiği formüllerden birisiydi bu ve bence gerekliydi.
Üç neslin çıktığı bir yolculuk. Şöyle liseli yıllarımda okuduğum “bir genç kızın gizli defteri “kıvamında”çiçeklerimi rüzgârıma verdi”mi yetişkin olarak okudum. Araya serpmelik, biraz düşler biraz da gülüşler için, eh deyip geçmelik bir roman bence kendileri.