Elimizde lastik sapanlarla kuş avlarken, günah diye çıkışırdı bize, tavuk yemiyor musun oğlum, diye alay ederdik, o da kuş bu da kuş; ha yerde ha havada ne farkeder. Kafasını düşünceli düşünceli sallayıp yoo derdi, o kuş belki de filleriyle Kabe'ye yürüyen putperest Ebrehe ordusunu, gagalarında taşıdıkları taşları atarak mahveden ebabil kuşlarının soyundandır, ne biliyorsunuz öyle olmadığını.
Harese nedir, bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir. Bildiğin hırs, haris, ihtiras, muhteris, sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladım; develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde p dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu devenin daha da hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir. Demin de söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. Bütün Ortadoğu'nun adeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama asla kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.