zaten hayat dediğin ne ki ? insanın sevdikleri olmasa neye yarar ? bu hayatta insanı eşit kılan ölümdür. doğum ve ölüm arasındaki mesafeyi çekilir kılan ise insanın değer verdikleridir.
içinden ‘ insanlar birbirlerine bakmıyorlar bakmadıkları için görmüyorlar görmedikleri için anlaşamıyorlar bakmazsan göremezsin görmezsen anlaşamazsın ondan sonra da her yerde gürültü patırtı anlamsız kavgalar .. insanların hepsi birer aptal ‘ diye geçirdi
insanlar birbirlerine bakmıyorlardı çünkü hayat onlar için bir yarıştan ibaretti ve bu yarışın içinde insan kendini kaybediyordu oysa ne yarışılacak birşey vardı ne de sonunda kazanılacak birşey ama sistem insanları birbiriyle yarış haline sokmaya bayılıyordu işte bu yüzden yarıştaysan eğer her zaman kazanmak istersin ama yarışın tek kuralı var oda ‘kuralları unutmak’ bunu yapabilen güzel standartlara sahip olabiliyordu bu ülkede ama herkes değil sadece azınlık başarıyordu bunu diğerleri de yarışta kendilerini kaybedip ummadıkları anda bütün gardlarını kaybediyorlardı ‘duvara toslamak’ aynen böyle derler buna kendini deliler gibi zorlayıp daha fazlasını kaldıramayacağını anladığın an tam bir adım daha atayım son bir adım daha derken işte o an birden çökersin o adımı atamazsın vücudun izin vermez işte buna duvara toslayıp yarış dışı kalmak derler bu ülkede yaşayan insanların çoğu hep duvara toslayıp yarış dışında kalıyorlardı çünkü insanları yarışa sokan da duvara toslatan da sistemin ta kendisiydi herşey yazılmış çizilmiş biz sadece kendimizi kandırıyoruz