Savaş da yaşlanmış. Saraybosna'da yalan yanlış çok sınırlar çizildi, İçlerinde önemli olan tek sınırsa dirilerle ölüler arasındaki sınır; çünkü, esasen, dünya kendini böyle bölüyor.
«Aslında tanrı belki de… hakkında hiçbir fikrimizin olamayacağı şeyin fikri olabilir! Biz insanlar saf ruhun, sonsuz gücün, sonsuz zekânın, sonsuz iyiliğin ne olduğunu gerçek anlamda bilmeyiz. Bunları düşünmeye çalıştığımızda, bu enginliğin hemen elimizden kayıp gittiğini görürüz. Sınırsız, yüzsüz, kusursuz tanrı figürü, hayal gücümüzün ve kavrayışımızın ötesine geçer. İşte bu yüzden tanrı fikri paradoksaldır, bir sınır-fikirdir.»
Ateşin üzerine odunları dizerken bedenini ne kadar beğendiğini fark etti, daha önce hiç böyle hissetmemişti. Hareket eden kaslarını izledi, parmaklarının maharetli işleyişiyle ilgilendi. Ateşin ışığında parmaklarını teker teker ve hep beraber, yavaş yavaş ve defalarca büküp açtı, kâh iyice geriyor, kâh hızla bir şeyi kavrar gibi yapıyordu. Tırnaklarının yapısını inceledi; parmak uçlarını önce yumuşakça, sonra sertçe dürterek sinir duyarlılıklarını ölçtü. Büyülenmişti sanki, bu kadar güzel, tıkır tıkır ve hassas çalışan, bu kadar marifetli vücudunu ne kadar çok sevdiğini hissetti bir anda. Sonra sabırsızlıkla kendisine yönelmiş o kurt çemberine korku dolu bir bakış attı ve bir geyik veya tavşan nasıl sık sık ona yemek olmuşsa, bu mükemmel vücudun da şu gözü dönmüş canavarların aç dişleri tarafından kesilip parçalanacak avdan başka bir şey olmadığını, bu çapcanlı bedenin ağırlığınca et dışında bir şey olarak görülmediğini kavradı, yumruk yemiş gibi.
insanı insan yapan o son kalenin, yani haya ve utanma duygusunun yıkılması durumunda geriye kalan canlının artık hiçbir ahlaki sınır tanımayacağına dair dehşet verici bir tespittir.
İslam literatüründe bizzat Hz. Muhammed’in sav diliyle, "İlk peygamberlerden itibaren insanlığa ulaşan bir söz vardır: Utanmadıktan sonra dilediğini yap!"