O öleli ikinci sonbahar geliyor. Sanki karşımda. Yudumladığı konyağın tadını içine sindirmeye çalışıyor. Gözleri yorgun. Gözleri insancıl. Gözleri dalgın. Duyguları uzaklarda. Sevişip, ölüm sessizliğine gömülmek ister gibi. Ölüm sessizliği çok genç buldu onu. Karı koca olamadık. Gerçek dost da olamadık. Bir kitapta okumuş, bir filmde izlemiş gibiyim beraberliğimizi. Bir konserde dinlemiş gibiyim. Severek anımsanan bir kitap gibi bile değil. Paris’in Select kahvesinde başlayan, Şişli’nin bir özel sinir kliniğinde turuncu çiçeklerle biten beraberliğimizi. Uzun yaşamın bir küçük kesiti. Dünyasındaki insanlardan biriydim. Onunla birlikte hiçbir şeyim ölmedi. İnsan ölümünü kendi kendine ölüyor.
Allah'ın evrendeki bazı fiillerini, insanın, sınırlı varlık koşulları çerçevesinde makul bulması imkansızdır. Bu fiillerin, insanın bilemeyeceği gerçekçi sebepleri vardır. İşte bu yüzden Allah'ın yaptıkları, insanî ölçülere göre doğru ve yeterli bir şekilde değerlendirilemez. Sınırlı bilgiye dayalı insan yargıları, bilgisine sınır çizilemeyen Allah'ın davranışlarının içyüzünü tam olarak anlayamaz. Aklî alanın kapsadığı bilgi, gaybî alanın bilgilerine oranla oldukça sınırlıdır. Akıl ve duyular yoluyla elde edilen bilgiler eksik, sınırlı ve insana göre izafî olarak doğrudur.
Yaşadıklarımızı anlatmayı hayal etmek her şeyin bittiğini çağrıştırıyordu,oysa ben bitmesini istemiyordum,bulunduğum noktada,şu sınır çizgisinde kalmak istiyordum.Tam tamına öncesiyle sonrası arasındaki noktada.
İslam Dini, yeryüzünde bugün normalleşmiş birçok problemi haram hükmüyle sınırlar. Bu sınır, merkezden sisteme doğru düzen kurar. Dindar, bu sınırı yaşayan insandır. Kodlama işte bu aşamada yapılmaktadır. Dindar; baskı kuran değil, sınırlar içinde yaşayan insan olduğu hâlde, sınır koyan insan olarak tanıtılmaktadır. Azınlık tipinin temel problemi budur.