Keşkelere Takılmayın
9/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
geçmişe saplanıp kalmanın, sürekli geriye bakarak yaşamanın ruhumuzu ne kadar yorduğunu bu kitapla bir kez daha fark ediyoruz. bendeki yeri çok ayrı, o yüzden tam puanı sonuna kadar hak ediyor. bugünün ve anın tadını çıkarabilmek adına bana çok net, uygulanabilir yollar gösteren tam bir başucu kitabımdır kendisi. çok eskiden okumuş ve hep benimle kalmış olan bu kitabı kesinlikle okumanızı öneririm. insana çok güzel tavsiyeler veriyor. motivasyon açısından da bizlere katkıda bulunuyor. başkasına gerek yok, bu kitabı okuyan istediği şeyi kazanmak için kalkıp hemen işe koyulur. Keşke'lere Takılmayın Mustafa Şahin
1000Kitap
Keşke'lere TakılmayınMustafa Şahin · Çınaraltı Yayıncılık · 202084 okunma
8/10
·448 syf.··
2026 35. kitabı
Sinir krizleri içerisinde yüzdüğüm ve kitabın yarısından fazlasında Trianan sövdüğüm bir kiatp olması dışında güzeld ve sürükleyiciyei ama çok sinir oldım bazıe yerlde resmen gidip ben kendim konuşmak istedim Lila annneiaine de hem sinir oldum hem hak verdim anlayacağınız her duyguyu yaşadım güzel kitaptı
Bad BishopL. J. Shen · Bloom Books · 202565 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·152 syf.··
2026 17. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 23:11
‘Oysa, dalından koparılmış, vazoda soldurulmuş bir çiçeği ne kurtarabilir ?’ Okurken sinirden kitabı yırtasım geldi. Ah melek ah balım. Yaşanmış olması da canımı çok acıtan bir hikaye. Okudukça gelen sinir krizleri. Herkesin herşeyi bilmesi ve ses çıkarmamasına duyulan öfke.
Asılacak KadınPınar Kür · Can Yayınları · 202611,5bin okunma
9/10
·264 syf.··
2026 24. kitabı
‎Fatih Cem Gülbent’in Akıl Odaları, gerilim türünün alışılagelmiş "katili bulma" döngüsünden sıyrılarak, okuru çok daha tekinsiz bir labirente davet ediyor: Bireyin kendi zihni. Kitap, dışsal bir tehditten ziyade, insanın kendi duvarları arasına nasıl hapsolduğuna dair edebi bir manifesto niteliğinde. Zihin, kendi sınırlarını bilmediği sürece attığı her adımın bir yankıdan ibaret olduğunu anlıyor. “Kendi kimliğini sağlamlaştırmadıkça ilerleyeceğin yolları aydınlatamazsın” tespiti, romanın temel çatışmasını oluşturuyor. Gülbent, karakterlerini karanlık odalara hapsederken aslında onları kendileriyle yüzleşmeye zorluyor. İnsanın insanla buluştuğu o kadim köprü ise yine kitaplarda kuruluyor: “Çünkü insan kalmak, insan olmak ve insana ulaşmak kitapladır.” Bu, yazarın okura sunduğu en saf ve hakikatli çıkış kapısı. ‎ ‎Yazar, okumayı sadece entelektüel bir birikim değil, bir disiplin ve inşa süreci olarak tanımlıyor. Birikimli bir zihnin analitik gücünü vurgularken, istikrarın önemini de matematikle temellendiriyor. On yılda 550 kitap bitirmenin sadece niceliksel değil, niteliksel bir "dönüşüm" olduğu gerçeği, bir sinir bilimcinin vizyonuyla birleşiyor: “Hayattaki her şeyde takaslar vardır. Yani merakımızdan dolayı bir televizyon programı izliyorsak başka bir işe ayıracağımız zamandan kullanıyoruz demektir. Belki de daha önemli olan işlerimizi bir şekilde erteliyoruzdur.” Bu takas, aslında modern insanın kendisine sunduğu bir illüzyonun ifşasıdır. Çoğu zaman daha büyük bir "kendi" inşa etmek için harcamamız gereken vakti, anlık hazların veya dikkat dağıtıcı gürültülerin kurbanı ederiz. Gülbent burada bize şunu hatırlatır: Okumaya ayırdığınız her dakika, aslında dünyadaki yüzeysellikten vazgeçip derinliğe yatırım yaptığınız bir "varoluş takasıdır." Zamanı ertelediğimiz o
Edebiyat
Akıl OdalarıCem Gülbent · Dex Kitap · 202417 okunma
Sonsuz Bir Bekleyiş
Puan vermedi·232 syf.·
2026 26. kitabı
Tatar Çölü, yüzeyde bir askerin sınır boyundaki görevini anlatır gibi görünse de derinlerde insanın zamanla, anlamsızlıkla ve kendi yarattığı illüzyonlarla olan savaşını işler. Giovanni Drogo'nun Bastiani Kalesi'ne atanmasıyla başlayan bu hikaye, aslında hepimizin hayatında pusuya yatmış o tehlikenin sarsıcı bir özetidir: Yaşamı ertelemek. Drogo, kaleye ilk geldiğinde kalenin bu sıkıcı rutininden kaçmak ister. Ancak sırf "kariyerinde leke bırakmamak" ve dış dünyanın (amirlerinin, toplumun) gözünde iyi görünmek adına bu süreci rasyonalize eder. Drogo'nun asıl trajedisi dış dünyanın karmaşasından ve seçim yapma zorunluluğundan korkmasıdır. Şehrin karmaşık kararlar sistemi onu ürkütür; bu yüzden kalenin katı kuralları, üniformaları ve hiçbir şeyin değişmediği rutini onun sığındığı bir "konfor alanı" halini alır. Kendi özgürlüğünden kaçmak için, kendini yüce bir göreve adadığı yalanına sığınır. Romandaki mekan tercihleri de buna göre yapılmıştır: Uçsuz bucaksız, sessiz çöl; varoluşun o formsuz ve anlamsız boşluğunu simgeler. Askerlerin yıllarca ufukta gözlediği "Tatarlar" ise, bu boşluğu doldurması umulan, hayatımıza bir anda sihirli bir anlam katacağına inandığımız o dışsal kurtarıcılardır. Kusursuz bir eş, mükemmel bir iş veya bir gün gelecek o "büyük an" gibi. Drogo o kadar geleceğe yönelik bir düşünceye hapsolur ki içinde yaşadığı anı yani hayatı ıskalamaya başlar. Beklediği o büyük gün geldiğinde ise aslında gerçeklerle yüzleşeceği an da gelmiştir. Uğruna hayatını verdiği bekleyiş anı geldiğinde o anda kendisine yer yoktur ve kapı dışarı edilir. Tek başına bir han odasında ölümü beklerken tüm hayatı gözünün önünden geçerken aslında beklediğinin ''ölüm'' olduğunu fark eder ve ona kahramanca(!) karşı koymak ister ve ölümü gülümseyerek karşılar. Ancak bana göre
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,8bin okunma
Karanlıkta iki gölge yan yana geldi ve karanlık bitti...
Puan vermedi·376 syf.··
2026 68. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 21:00
"He is half of my soul, as the poets say." ya ben bu kitabın beni bu kadar mahvedeceğini tahmin etmemiştim.. ne yazcam kelimeleri nasıl toplıcam hiç bilmiyorum hala. Madeline Miller mitolojik bi efsaneyi alıp öyle bi aska, öyle zarif bi bağlılığa dönüştürmüş ki kitabı bitirdiğimde göğsümde kocaman bi ağırlık vardı hala etkisinden cıkamıyorum ağlamaktan yoruldum .. biz akhilleusu hep o yenilmez gururlu yarı tanrı savasçı olarak bildik ya hani, tarihteki o gaddar imajı falan. ama bu kitap bize onun savas meydanlarındaki ihtişamını diil patroklosun gözlerindeki o saf masum halini anlatıyo. o kadar insani ki.. hele o Chiron'un yanındaki çocukluk yılları, pelion dağındaki o huzurlu günler.. yazar oraları o kadar güzel anlatmış ki keşke hep orada kalsalardı dedim okurken. patroklosun sadakati, o herkesin korktuğu akhilleusun onun yanındaki o çocuksu ama devasa sevgisi içimi titretti resmen. bi de şu kader mevzusu ve tanrıların o kibirli, bencil dünyası beni acayip delirtti okurken.. özellikle Thetis karakterine o kadar sinir oldum ki anlatamam, kadındaki o kibir ve oğlunu sadece şan şöhret için harcama isteği delirtti beni. iki ölümlünün kaderin önüne geçemeyen o çaresiz ama yine de pes etmeyen hikayesini izlemek hem büyüleyiciydi hem de cok can yakıcıydı bence truva savaşı başladığı andan itibaren zaten kalbim sıkışa sıkışa okudum, o savaşın anlamsızlığı, gurur yüzünden verilen o kayıplar falan çok iyi işlenmişti. yazarın dili de o kadar akıcı ki betimlemeler falan acayip şiirsel, sanki düz yazı diil de bi melodi okuyosun gibi. akhilleusun şan şöhret açlığıyla patroklosun o şifacı, merhametli yönünün tezatlığı muazzam verilmiş. sonunu bile bile okumak canımı cok yaktı, o son sahneler, mezar taşındaki o isim detayı falan beni benden aldı bittim orda zaten.. ama her saniyesine
Akhilleus’un ŞarkısıMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202019,3bin okunma