Dostoyevski okumalarımdan özetle, en hoşlandığım anlatım tekniği de şu olmuştur: Hikaye belli bir biçimde ilerlerken, arka planda "iyi nedir, kötü nedir, vicdan neye göre çalışır, ahlakın gerekçesi nedir ve bunların inançlarla ilişkisi var mıdır, inancın mevcut olmadığı durumlarda da iyi, kötü, vicdan ve ahlak aynı işler miydi?" gibi bir felsefi tartışmayı barındırıyor olmasıdır. Aslında karakterler birer soru iken olaylar bir test halini alıyor. Hikaye başlıyor, kaotik bir aile sarmalının arasında, birbirinden farklı kişilikleri temsil eden kardeşler var ve hikayenin sonlarına doğru da işlemediği bir suçtan dolayı mahkum olan bir adam var. Her olay ve kişiliğin birer soru olması ve düşündürmesi güzeldi. Ama tabii ki bu durum, okurun hikayeye sızmasını zorlaştırdığı için daha sağlam kafayla okunmasını gerektiriyor. Okuyacak okurlar ilk 300-400 sayfada karakterleri hemen kanıksayamayabilirler. Bir karışıklık yaşanmaması adına küçük bir kağıda, ana karakterler ve öne çıkan özellikleri yazılıp kitap okunurken göz önünde tutulabilir.