sinvoz

11. Hiç kimsenin yüzüne doğrudan “Hayır” demem. Ama istemediğim şeyi yapmamak için dolambaçlı yollara girer, pasif direniş gösteririm. Pasif direniş “yetişkin çocukların” en sık kullandığı mekanizmalardan biridir. Kendi gücüne güveni olmadığı ve kendi sınırlarını nasıl koruyacağını pek bilmediği için, kişi doğrudan bir çatışma içine girmez. Örneğin. “bu akşam gel bizim çocuğu derse çalıştır” dendiğinde kişi “hayır gelmeyeceğim, çalıştırmak istemiyorum” diyemez. “Tabii, akşam gelirim” der ama gitmez. Ertesi gün eğer sorarlarsa, bir bahane uydurur. Bu tür etkileşim, kişiler arası güveni iyice ortadan kaldıran, hastalıklı bir iletişim türüdür. Bu tür hastalıklı iletişim türünün altında da sağlıksız İç Çocuk yatar.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
19. Çocukları cinsel yönden çekici bulurum ve içimde böyle uygunsuz bir davranışta bulunacağım korkusu var. Gelişimi belli bir aşamada durmuş olan “yetişkin çocuk” ancak çocuklarının çevresinde kendini güçlü ve cinsel yönden yeterli hisseder ve bu duygusal güç, onun gözünde çocukları cinsel yönden daha çekici yapar.
8. Cinselliğimle ilgili olarak kendimi gergin ve huzursuz hissederim. Cinsellik kişilerin özbenliklerinin bir parçasıdır. Utanca boğularak büyütülen çocuk, doğuştan getirdiği başka bir deyişle doğanın kendisine vermiş olduğu cinsiyetiyle ilgili özelliklerden utanç duyar ve yukarıdaki soruya büyük bir olasılıkla “evet” biçiminde cevap verir. Bu utanç çocukluk yıllarında kişinin bilincinde o kadar derin düzeylere yerleşir ki, kişi cinsellik konusunda kendi duygularının nereden kaynaklandığını bilemez. Bildiği tek şey, kendi cinselliği konusunda sürekli gergin ve huzursuz olduğudur. Bu duygu sadece kendi cinselliği konusunda değil, cinsellik konusuna genelleşir, yaygınlaşır.
Suçluluk tutkunluğu, acı veren bir utancı örtmek için kullanılır. Kişi sürekli özür dileme durumundadır ve yaptıklarından ya da yapmadıklarından sürekli pişmanlık duygusu içindedir. Suçluluk duygusu yaşama enerjisinin büyük bir kısmını alacağından, verimli çalışmaya ve yaratıcılığa enerji kalmaz. Yukarıda kısaca açıklanan duygusal tutkunlukların temelindeki asıl neden, kişinin içindeki boşluğun görmek istememesi, sürekli kendinden uzaklaşmaya çalışmasıdır.
Hüzün tutkunluğu toplumumuzda en yaygın olan duygusal tutkunluktur. Birisi “nasılsınız?” sorusuna, “eh nasıl olalım, iyi diyelim iyi olalım” türünde cevap verirse, bu kişide bir karamsarlık tutkusu vardır. Şarkıların, türkülerin, şiirlerin, hikâye, masal ve efsanelerin hüzün dolu olduğu bir toplumda, bu tutkunluğun derinlere giden tarihsel bir kökeni olduğunu anlarız. Hüzün tutkunluğu olan kişi, başına gelen olaylardan, kendi yaşamında olan bitenlerden kendini sorumlu tutmaz; kendisi aciz zavallı bir yaratıktır; herkes kötüdür ve ona “felek” de dâhil kötülük etmektedir. “iyi” fakir ve acizdir; “kötü” zengin ve kudretlidir. Hüzün tutkunun yapabileceği bir şey kalmıştır; inlemek, ahlamak, vahlamak ve kendisine acındırmak.