sinvoz

Utanç Kaynağı Olarak Kültür Düzeni Özgür bir kişiliğe değil de yapılaşmış sosyal rollere önem veren kültürlerde bireyin özbenliği önemli değildir; önemli olan kişinin toplum içinde almış olduğu roldür. Bu nedenle, bu tür toplumlarda, uzun yıllar evli kaldığı halde eşini bir kişi olarak tanıma olanağı bulamamış karı-kocaya sık sık rastlarsınız.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
“varlık” ve “yokluk” seçeneğiyle karşı karşıya kalan çocuk, ne kadar acı verici de olsa, çoğu kere “var olmayı” seçer ve normal yollardan karşılanmayan gereksinmelerini normaldışı yollardan elde etmeye kalkar. Örneğin, normal koşullar altında ana-babasının dikkatini çekemeyen çocuk, onların onaylamadığı davranışlar yaparak dikkatlerini çekmeye başlar. Kucaklanmayan çocuk, kendisine dayak atılacak durumları yaratarak ana-babasıyla bedensel temas kurar. Çocuk gereksinimlerinin karşılanmasında oldukça yeni yollar keşfeder, ne yazık ki yarattığı bu normaldışı yollar ne çocuğun ne de ailenin sağlığı için yararlıdır. … Yetişkin Çocuk Yetişkin çocuğun içinde, kendinin de bilmediği doldurulamayacak bir boşluk vardır. Bu boşluk kendini şöyle belirtir: Kişi mutsuzdur ve mutsuzluğunun kaynağını dışarıda bir “nesne”, “olay” ya da “kişi” de bulur. Örneğin, mutsuz olan kişi, “bir arabam olsa” (nesne) “Uludağ’da kayak yapabilsem” (olay) ya da “Ayten beni severse” (kişi) “ne kadar mutlu olurum” diye düşünür. Ne var ki, olanaklar ve koşullar el verip arabayı alınca, Uludağ’da kayak yapınca ya da Ayten’le evlenince uzun süre mutlu kalamaz. Bu defa mutsuzluğunun nedeni olarak daha başka nesneler, olaylar, kişiler bulur. Bu anlamda yetişkin çocukların içinde doldurulamayacak bir boşluk vardır. Mutsuzluklarının gerçek nedenini hiçbir zaman anlayamadan, sürekli bir daldan diğerine atlayarak ömürlerini bitirirler.
Utancın Yaşama Yön Veren En Baskın Duygu Haline Dönüşmesi Kızgınlığı, hüznü, korkusu ve neşesi utanca boğulmuş çocuğun en baskın duygusu utançtır. Çocuk zamanla her duygudan, hatta var olmaktan utanç duyar. Bu insan kendi öz kişiliğini sosyal maskeler arkasına saklamaya çabalar. Görünüşte gülen, mutlu ya da umursamaz bir kişi izlenimini veren bu maskelerin altından yalnız bir insan vardır.
Çocukların hüzün ve kırgınlık duygularını ifade etmelerine olanak verilmezse, hüzün, zamanla karamsarlığa ve duygusal çöküntüye dönüşür. Kendine göre bir nedenden dolayı ağlayan çocuğa, “Zırlayıp durma, kes sesini, yoksa tokadı yersin” diyen ana-baba, yaşama küskün, karamsar, neşesiz bir kişiliğin temellerini atmaktadır. Korku duygusunun ifadesine izin verilmezse çocuk içten içe o korkuyu tutar, içte tutulan korku büyür ve zamanla dehşete ve paranoyaya (kuvvetli endişe ve kuşku) dönüşür. Bazı aileler sadece olumsuz duygular olarak bilinen kızgınlık, hüzün ve korkunun değil, olumlu dugu olan neşenin bile ifadesine izin vermezler. “Yeter artık güldüğün” ,“pişmiş kelle gibi ne sırıtıp duruyorsun, kapa ağzını!” gibi ifadelerle çocuğu mahcup eder, neşe duygusunu yaşayıp ifade etmenin uygun olmadığı izlenimini verirler. Ben büyürken çevremde gülüp neşelenince paniğe kapılan, korkan çok sayıda yetişkin insan tanıdım. “Çok güldük, inşallah başımıza bir bela gelmez.” türünden söz eden bu yetişkinler, neşelerini aşırı bulup, bir tür suçluluk hissine kapılırlardı.
Dayak yiyen çocuk önce gururunu ve özbenliğini korumak için çabalar; ne var ki, kendisi ufaktır ve ana-babası, yaşamını sürdürebilmesi için dayanmak zorunda kaldığı yegâne kişilerdir. Zamanla onurunu, değerini, yaşama şevkini kaybeden çocuk, ana-babasından ilgi ve onay görebilmek için, onların “sen değersizsin, sen dövülecek bir nesnesin” mesajını kabul eder ve kendine ana-babasının gözleriyle bakmaya başlar. Utanç başlamıştır ve çocuğun özünde açılan boşluk onu ömrü boyunca mutsuz kılacaktır. Sağlıksız ailede gözlenen en belirgin özelliklerden biri bedensel kötüye kullanmanın sık sık yer alması, bir tür norm olmasıdır. Anasının babası tarafından dövüldüğünü gören çocuk, dayak yiyen kendisi olmasa dahi bedensel kötüye kullanma davranışına maruz kalmıştır. Çevrede insanların birbirlerine dayak atmaları, çocuğun kişiliğini temelden etkiler ve onun utanç içinde yetişmesine yol açar. Okullarımızda dayağın oldukça yaygın olduğunu ve öğretmenlerimizin çoğunluğunun bu tür onur kırıcı davranışa “terbiye” adı altında sık sık başvurduğunu ne yazık ki hepimiz kendi deneyimlerimizden biliriz. Askerde acemi erin, poliste sorguya çekilen sanığın dayak yemesi ara sıra gazetelere konu edilmekte, ne var ki geleneksel “terbiye” ve “disiplin” anlayışımız içinde yerini koruyarak süregitmektedir. Onurlu insanlar yetiştirmeyi amaç edinen okullarımız, Türk ulusunun onurunu korumakla görevli kuruluşlarımız, önce kendi insanlarının onurunu ellerinden alarak işe başlamaktadırlar.