Çocukların hüzün ve kırgınlık duygularını ifade etmelerine olanak verilmezse, hüzün, zamanla karamsarlığa ve duygusal çöküntüye dönüşür. Kendine göre bir nedenden dolayı ağlayan çocuğa, “Zırlayıp durma, kes sesini, yoksa tokadı yersin” diyen ana-baba, yaşama küskün, karamsar, neşesiz bir kişiliğin temellerini atmaktadır.
Korku duygusunun ifadesine izin verilmezse çocuk içten içe o korkuyu tutar, içte tutulan korku büyür ve zamanla dehşete ve paranoyaya (kuvvetli endişe ve kuşku) dönüşür.
Bazı aileler sadece olumsuz duygular olarak bilinen kızgınlık, hüzün ve korkunun değil, olumlu dugu olan neşenin bile ifadesine izin vermezler. “Yeter artık güldüğün” ,“pişmiş kelle gibi ne sırıtıp duruyorsun, kapa ağzını!” gibi ifadelerle çocuğu mahcup eder, neşe duygusunu yaşayıp ifade etmenin uygun olmadığı izlenimini verirler. Ben büyürken çevremde gülüp neşelenince paniğe kapılan, korkan çok sayıda yetişkin insan tanıdım. “Çok güldük, inşallah başımıza bir bela gelmez.” türünden söz eden bu yetişkinler, neşelerini aşırı bulup, bir tür suçluluk hissine kapılırlardı.