"Vallahi Avrupa Efendimiz’den korkar mı bilmem; fakat Efendimiz eskiden Moskof çarından korkuyordu, sonra elçisinden korkmaya başladı, şimdi tercümanından korkuyor. Zaten neden korkmuyor ki? Sahilden korkuyor; kalem sesinden ayak sesine kadar her gürültüden korkuyor; gazeteden, reçeteden korkuyor; kendi karyolasından korkuyor; kendi hafiyesinden korkuyor; öperken çocuğundan, çocuk yaparken karısından korkuyor... Korkacak kimse bulamazsa aynada kendisinden korkuyor.. Abdülhamit sağ kaldıkça Osmanlı İmparatorluğu masrafsız batacaktır, Avrupa para ve asker harcamayacaktır; onun için bizi taksim etmiyorlar!"
"Memleketi taksim mi ederlermiş? Memleketin zaten neresi benim? Ereğli’de kömür Fransız! Haydarpaşa’da demir Alman! Yalnız Yemen’de dökülen kan Türk! Üstünde ölüp altında gömülecek kadar bir toprak; bu mu memleket ?"
"Bu nasıl adamdı ki Nazır’ın yanında kendi sesiyle konuşamıyor ve Nazır’ın hergünkü çehresine göre kendisine o günlük bir yüz seçiyordu. Kim bilir, kaç senedir, her değişen Nazır’ın meşrebine göre şu ilikli redingotun içine bir başka adam, bir iblis, bir avanak, bir taylasanlı softa, bir kaşıklı Bektaşi dervişi girmiş, çıkmıştı."