EbicEn, bir alıntı ekledi.
23 Nis 13:21 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

Çirkince'den Şirince'ye
"Müsaade buyurursanız" dedi,"zatıâlinize hddim olmayarak bir hususta tenvir edeyim. Teşrif buyurduğunuz köye hâlâ Çirkince diyorunuz. Halbuki orası artık Çirkince tesmiye edilmiyor. Kaza kaymakamı ile parti erkân-ı devr-i cumhuriyette böyle güzel bir vatan köşesinin adı Çirkince olarak bırakmayı muvafık bulmadılar,Dahiliye Vekâleti'ne müracaat ederek değiştirttiler. Şimdi oranın ismi Şirince'dir...Ya...Şirince..."

Sırça Köşk, Sabahattin Ali (Sayfa 106 - YKY)Sırça Köşk, Sabahattin Ali (Sayfa 106 - YKY)
Ali Rıza MALKOÇ, Benden Selam Söyle Anadolu'ya'yı inceledi.
08 Mar 14:49 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kitap inceleme yazısı

Kitap Adı: Benden selam söyle anadoluya
Yazarı. : Dido Sotiriyu
Çeviri. : Attila Tokatlı
Yayınevi : Alan Yayıncılık
Baskısı. :57. Baskı/ 243 sayfa

Türk, kürt, rum, ermeni, çerkez, müslüman, hıristiyan, musevi olmak; yeryüzünde ne bir üstünlük, ayrıcalık kimliği, ne de bir utanç kaynağı.
Bunlardan birini ön plana çıkarıp dayattığımızda, dolaylı olarak başkalarına da bu hakkı verip, özendiriyoruz.
Sevginin, aşkın, acının, gözyaşının, merhametin dini ve ırkı yoktu aslında.
Her birey farklı bir inanç, farklı bir medeniyetin parçası olarak, farklı bir coğrafyada dünya ile tanışıyor. Kendi iradesi ile mi belirliyor bunu?
Kavga etmek için değil, tanışıp kucaklaşmak ve barış içinde yaşam sürdürmek için, farklılıklar içinde yaratılmışız aslında.
İnanç ve ırk nasıl bir kavga, savaş ve ayrışma nedeni olabiliyor?
Tolstoy da, vahşi zevkler adlı kitabında; savaşın insanları nasıl bir akıl tutulmasına sürüklediğini çok güzel tasvir ediyor.
Yağmur ve kar taneleri birbirini ezmeden gökyüzünden inip, yeryüzünde bir ırmak ya da gölde buluşabiliyorsa, böyle bir yolculuğu insanoğlu da başarabilir.
Ulaşmış olduğum yaşam felsefemle ben buna bir gerekçe ve anlam bulamıyorum.
Cemil Meriç hint kültürü ve medeniyetini anlattığı, "bir dünyanın eşiğinde" kitabında şu veciz vurguyu yapıyor : " yunan felsefesi ve medeniyeti artık kitaplarda kaldı" diyerek, ahlak, eşitlik, özgürlük, demokrasi ve şefkat anlayışının gerilediğini vurguluyor.
Tarihi olayları, bugünkü gözlemle yargılamak tartmak elbette mümkün değil.
Hatalar hataları doğurmuş. İhmaller, yıkımları kovalamış. Cehalet de ilk kıvılcımı ateşlediğinde, insanlar yurt bildikleri yerlerde cehennem hayatı yaşamışlar.
Mübadele bile tam bir mutluluk ve huzur tesis edememiş. Damarlarındaki kanın ırkıyla gaza gelenler/ getirilenler sonunda kanından da olmuşlar. Oysa ki bir toprak parçası, kendini çok farklı inanç ve etnik kökenden kabul eden insanların birlikte gayretiyle, iradesiyle vatan şekline pekala dönüşebilirdi.
Fizyolojik, biyolojik ihtiyaçlarını ırkıyla mı, inancıyla mı tedarik ediyordu ki insanlar?
Neden o zaman bu unsurlar vesilesiyle kan dökülebiliyor, göçe zorlanabiliyor?

Kitabın yazarı 1900'lü yıllarda Aydın ilimizde Kırkıca isimli bir rum köyünde yaşamış.
Köyün şimdiki adı Şirince.
Anlattığı olaylar ne kadar doğru, çeviri yerinde mi ölçemeyiz tabi. Ama genel hatlarıyla zaman tüneline girip genel bir gözlem, tahlil, analiz yapmamıza katkı sağlıyor.
Duygulanıyorsunuz, üzülüyorsunuz, kızıyorsunuz. Neden, niçin, değer miydi diye de farklı sorular oluşuyor zihninizde.
Günümüzde halen Irkı ve inancı yüzünden huzursuzluk kaynağı olan toplumlar olduğu gibi, bu vasıflarından dolayı zulüm gören insanların olması çağın yüz karasıdır.
Dünya medeniyetlerinin güzel tarafları kitaplarda kalmamalıydı.
Güzellikleri buluşturamayınca, şeytanca ayrılıkları vuruşturuyoruz maalesef.
Ortak yaşam medeniyeti geliştirebilmek için, yaşanmış olumsuz örnekleri de incelemekte yarar var.
Güneş nasıl ki, tüm insanların ısı, ışık, enerji ve yaşam kaynağıdır. Aynı ölçüde tüm insanların birlikte barış, sevgi, kardeşlik ve dayanışma içinde yaşamasını sağlayacak ortak bir yaşam medeniyeti geliştirme zorunluluğu vardır.
Bu anlamda okunması gereken faydalı bir eser.
Kurtuluş savaşı ve milli mücadelenin; ülkeyi nereden nereye taşıdığını, nasıl bir mucizevi destan yazdığını daha iyi anlayacaksınız.
Vatan ve millet sevgisinin ve kardeşliğinin artmasına vesile olması dileğiyle,
İyi okumalar.
Ali Rıza malkoç
08.03.2018
#armozdeyis

F, bir alıntı ekledi.
15 Şub 19:55 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

“Bundan ikibin sene sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin şu ilk evresinden geriye pek bir iz kalacağını tahmin etmiyorum. Etrafımızda gördüğümüz her şey köksüz, her şey temelsiz, her şey çürük. Yalnız binalar değil, kurumlar ve fikirler de öyle. Ufak bir depremde moloz yığınına dönüşecek şeyler hepsi.
Belki Şirince kayamezarı kalır. ‘O karanlık devirde dahi güzeli arayan insanlar varmış,’ diye hatırlarlar.”

Aslanlı Yol, Sevan Nişanyan (Sayfa 273)Aslanlı Yol, Sevan Nişanyan (Sayfa 273)
Reyhan Gültekin, Sırça Köşk'ü inceledi.
01 Şub 15:10 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

"Ah, ben hayvanları çok severim. Bütün canlı mahlukları, hayatı, güzelliği,saadeti severim. Bahtiyar bir köpek bile benim içimi sevinçle dolduruyor.
Ben karanlık şeylerden bahsetmek için dünyaya gelmemişim. İçim tatlı, sıcak, neşeli şeyler anlatmak isteğiyle yanıyor.. Hele cümle âlem bu köpeğin onda biri kadar rahata kavuşsun, bakın ben bir daha acı şeylerden söz açar mıyım!
(BAHTİYAR KÖPEK adlı öyküden)

Sabahattin Ali... Ne desem nasıl anlatsam... Öykülerindeki; o insanı hem düşündüren,hem üzen, bazense tebessüm ettiren, ince gözlemleri ve enfes anlatımıyla yine beni kendine hayran bıraktı
Kâh hasta bir adamın çaresizliğini, kâh bir zengin köpeğinin bazı insanlarda dahi olmayan rahatlığı ve mevkisi , eskiden adı Çirkince olan simdilerin harika Şirince'sinin o zamanlardaki acınası hali... Asiye ve İbrahim'in kısacık ama yürek burkan hikayesi...
Bir günde okuduğum bu öyküler bana bir kez daha sevdirdi SABAHATTİN ALİ'Yİ

HAKSIZ MIYIM?
Biz kadınlar çok ince ayrıntılara takılırız. Siz koltuğun işlevine biz ise koltuğun kumaşına bakarız. Peki neden çünkü biz öyle algılaniyoruz. Mesela doğum günü bir erkek için doğum günü "Hacı doğum günün kutlu olsun" dan geçerken kadının mumlu ışıklar geçip bir sirince söz yazılmış pastayı üflerken "Ya kızlar çok hoşsunuz" la biter. Tabiki her kız öyle değil diye kivirganlik yapamam böyle bir şeyle karşılaşsak en harbimizin kirpikleri oynar!
Evlilik mi Erkek tektaşına uygun romantiklik ayarlayıp anası babası tanasi ile isteyip bir de alyans takti mi oturur koltuğa.
Ondan o kadardır. Gerektiği yerde ortaya çıkar. Görevini yapmıştır çünkü.
Kızın ise daha ilişki evliliğe sürüklenirken başlar.
/"Kesin bugün teklif edecek" sendromundan başlar damat kahve takimi siparişi, nişan süsleri, masa süsü, alış-veriş, nikah şekeri, nikah günü, düğün salonu istediği mi olacak stresi, düğün günü ayarlama stresi, davetiye nasıl olmalı, gelinlik, bohça ceyiz alışverişi, nerde oturulmalidir, düğün nasıl geçecektirlerle biter. (Umarım)
Halbuki bunu tek başına kız yaşamıyor karşısında bir erkek daha var. Ama yok gibi stresi sıkıntıyı kadın çeker.
Lakin acı durum şu;
"Aşkım o var bu var daha çok işimiz var. Ev nasıl olacak oda rengi annen maviolsun diyor ya olur mu oyle ben açık mavi istiyorum" sözüne karşılık erkek
"Hayatım sakin ol her şey yoluna girer" rahatlığı ile kalır.
Çünkü erkek neticeye kadınlar ise hep hatice de kalır!!!

1000k'cı
Bilim adamları yakında bir volkanik dağ patlaması olacağını ve bir çok uygarlığın yok olacağını söylüyor. Bak olurda gündem haline gelirse Şirince ye filan saklanıp dünya gündeminin önüne geçmeyin.

Lord Among Wolves, bir alıntı ekledi.
12 Kas 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Kıyamet haberi vardı televizyonda. Genç bir muhabir gözünü kameradan ayırmadan neşeyle anlatıyordu. Şirince diye bir köye çok sayıda turist gelmesi bekleniyormuş. Maya kehanetine göre iki gün sonra kıyamet kopacakmış. Ama sırtı Maden Dağı'na dayalı Şirince'ye bir şey olmayacakmış. Çünkü dağ "M” harfi şeklindeymiş, kıyamet sırasında ortası yarılacak, içinden bir gemi çıkacak, o sırada Şirince’de olanlar bu gemiye binip kurtulacaklarmış. Şirince esnafı turistler için program yapmış. Mayalarla ne ilgisi varsa, Hazreti İsa’yı da dahil etmişler, programda son akşam yemeğiyle İsrafil'den sur dinletisi bile var. Muhabir bir lokantacıya mönüyü sordu. Lokantacı saydı: Ateş çorbası, şeytan dolması, cehennem pilavı. Muhabir kendini tutamadı, güldü.

Dünya Ağrısı, Ayfer TunçDünya Ağrısı, Ayfer Tunç
Hatice topsakal, Sırça Köşk'ü inceledi.
05 Kas 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Edebiyatımızın büyük hikayecisinden zamana karşı koyan öyküler.
Gemilerden, hapishanelerden, sokaklardan değişik ve yürek para-
layıcı insan hallerinden üzücü yaşamların sergilenmesi…

*Portakal yüklü bir geminin Doğu Akdeniz limanından İstanbul’a
sıtma tutmuş gibi yolculuğu.

*Kızkulesi’nin yakınına demir atmış bir turist gemisinin ressamlar
tarafından çizilme yarışının hikayesi.

*Katil Osman’ın adına münhasır katil olması. ’’Kimi adam öldürdüğü
için katil olur, kimi adı katile çıktığı için adam öldürür’’ sözünün ibret
verici hikayesi.

Uzatıp incelmiş hissini veren çehresi, sivri burnu, yarı açık ağzında
görünen ufak sarı dişleri ve etrafa şaşkın şaşkın bakan gözleri ile
kedinin ağzına düşmüş canlı bir fareye benziyordu. (Sayfa 31)

*Böbreğinde taş olan Niğdeli’nin İstanbul’a tedavi için gelmesi ve
bağı bahçeyi satmasına rağmen iç burkan hallerinin hikayesi.

*Bahtiyar köpeğin hikayesinde, okurlarının öykülerinde hep acı şey-
ler yazdığını düşünen yazar ‘’hele cümle alem bu köpeğin onda biri
kadar rahata kavuşsun bakın ben hep güzel şeyler yazacağım’’ diye
söz verirken taşı da gediğine koyar yerli yerince.

*’’Tereciye tere satmak’’ atasözünün açıklaması gibi doktorlarımızın
Hikayesi

*Bir köylü kadının doğumunda parasızlık yüzünden ne hallere
düştüğünün acı yüklü hikayesi.

*İzmir’de Çirkince köyünün adının Şirince yapılmasının hazin
hikayesi.

*Ülkeyi yöneten Melike’nin, dervişin derdine derman olmak
istemesinde devlet büyüklerine verilen insanlık mesajı…

*Koyun masalını okurken, HAYVAN ÇİFTLİĞİ-George Orwell,
kitabı geldi aklıma. Buradaki köpekler oradaki domuzları aklıma
getirdi. Koyun gibi yaşamaktansa hiç yaşamamak daha iyiydi.
Bu dünya çobansız da, köpeksiz de, domuzsuz da yaşanabilirmiş.
Önemli olan bunları başımıza musallat etmeden defetmekmiş.

Öykü kitabına adını veren SIRÇA KÖŞK adlı son masalı okurken
aklıma nedense bizim yeni yapılan meşhur sarayımız geldi.
Yazarın siz siz olun kendinizi kendiniz yönetin dersi tam yerine
rast geldi manzara koyduk.

Yazarımızın yazmasına, benzetmelerine, insanın insanca yaşaması
gerektiği vurgulamalarına hayran kaldım, gerçekten büyük yazar.

Yazarımızın peşpeşe birbirinden güzel dört kitabını okuyunca
hayranlığım daha da arttı. Gezdiğim, gördüğüm yerlerde insan-
ların sanki öykülerini yazacakmışım gibi daha dikkatli bakmaya,
etrafı daha araştırıcı gözlerle süzmeye, burada nasıl bir benzetme
yaparsam okurumu nasıl etkilerim diye düşünmeye başladım
sanki yazar olacakmışım gibi.

Devletin Ve Tanrı\'nın Hata Payı
Ege'nin mavi boyalı kapılarının iki yanında davetsizce açmış akşam sefaları gibisin. Öylesine yakışıyordun aslında hayata, öyle doğal duruyordun bulunduğun her yerde.. Ve insanlar, yılanlar akrepler girmesin diye maviye boyar evlerinin kapılarını buralarda. Ama en çok yılanlar girmesin diye. Ve Ezidiler'de mavi bir tabudur. Mavi giymezler, sorsanız da söylemezler sebebini. Ve Laleş'teki tapınağın kapısında kara bir yılan karşılar sizi. Uzunlamasına işlenmiştir kapının yanına. Ve tapınağın koruyucusu olduğuna inanırlar bu kara yılanların..(Merak edenler Ezidiler Kara Kitap Kara Talih kitabını inceleyebilir. Murathan Mungan'ın harika önsözü ve taş tabletlere işlenmiş gibi net ve canlı görünen fotoğraflarla harika bir kitap) Peki, ben bu bağlantıyı nerde kurdum ? Çok alakasız bir yerde. Şirince'de Aziz Jean Baptis Kilisesi'nde, restore edelim derken mahvedilen duvarlarına bakarken birleştirdim, aklımda dağınık halde duran bu bilgileri.

Aynı gün Şirince'de bir simyacı tanıdım. Şaka değil. Hemde kedileri seven bir simyacı. Çok fazla konuşacak zamanım olmadı ne yazık ki. Yoksa kişisel menkıbesini sorardım. '99 depreminden sonra buralara geldiklerini anlattı. İçinde deprem oluyor hissi uyandıran bir ses tonuyla. O depremin başkalaştırdığı insanlar tanımıştım daha önce. O depremde çocukluğunu kaybedenler.. Ve kulağımda hala dip diri durur her hatırladığımda o " kimse yok mu " diyen ses. Ne acı bir arayıştır.. Sonra her zaman oturduğum Cafeye gidip oturdum. Eleni Vitali- Gramma Kai Grafi çalıyor.. Sakinleşiyor insan. Dinginleşiyor. Her sarsıntını unutur gibi oluyorsun o şarkı süresi kadar. Hayatta öyle güzel şeylerde var.

Sana da öğrettiler mi senenin ilk meyvesini yerken dilek tutacağını. Biz dalından koparırdık tabi o zamanlar ilk dilek meyvelerini. Şimdi market raflarından seçiliyor. Oda sayılır mı ? Bilmiyorum onda da niyet önemlidir belki.. Zaman Eylül'e yaklaşıyor. Zaman çiçeklerden tohum alma zamanı..En sevdiğim zaman, en sevdiğim. Ve her zamanki gibi cömerttir akşam sefaları.. Sizi bilmem ama hüzünlendirmez beni hiç Eylül. Hatta o benim dört gözle beklediğimdir.

Saat daha erken günlerden çarşamba sigaram bitmiş. Sigaramın bitmesi mi kötü günlerden Çarşamba olması mı ? İsimlerden karakter analizi yapıyordun bir gün sabaha karşı.. O günü bir şekilde kaydetmiş olabilmeyi çok isterdim. Böyle parça parça hatırlamak yetmiyor. Yeniden yaşar gibi izleyebileceğim bir kayıt olmalıydı elimde. Yaşamak demişken, yeni başladığım iş yerinde sigorta kaydı yapılırken bir sorun olduğu söylendi. Daha sonra yetkili kişi beni arayıp kimlik bilgilerimi teker teker söylememi istedi. Soruları bitince sustu. Orda mısınız diye sordum ister istemez. "Burdayım hanım efendi. Yalnız, şöyle bir sorun var sisteme göre siz şu an yoksunuz" dedi.. Kendi kendine konuşmayı keste kapat o zaman şu telefonu demek geldi içinden.. Ha birde, sana da sisteminede diye başlayan.. Senin o sistemin zaten canı isteyince yok eder insanı bunda bir gariplik yok, diye devam eden bir konuşma yapacaktım lakiinn.. Kendimi, uzanıp yanaklarımdan öperek sakinleştirdim. Ve daha akılcı bir çözüm ve konuşma bekliyorum sizden, bulacağınıza inanmak istiyorum diyip kapattım. Bir kaç saatliğine de olsa varlığı devlet tarafından sorgulanmış biri olarak garip hissediyor insan. Bu yokluğumu kimler hissedebilir acaba diye düşünüyorsun.. Ben devletin ve Tanrı'nın hata payıyım. Hayatım boyunca tüm devlet dairelerinde sorun yaşadım. Diğer yaşadığım sorunlar başka bir yazının konusu olsun.. Tanrı'nında hata payıyım çünkü, bir düşünün kaç kişinin 2.premoları 24 yaşına kadar çıkmaz. Ve acı verici bir ameliyatla alınır. Doktordan istemiştim o dişi. İsim koymayı bile düşünmüştüm. -Geç buldum erken kaybettim ya da Tanrı hatası- koyacaktım ismini. Ah Muhsin Ünlü ah.. Keşke senin dediğin gibi, devletin bekasınında Allah belasını verse malboranın da.. Ama ikisinede bir şey olduğu yok, ikiside revaçta. Şimdi bunca şeye güler misiniz ağlar mısınız ? Tabi ki o an gülemiyorsun. Hayatıma bakıyorum da hep böyle aksiliklerle dolu.. Bunlar bir film olsa, bende izliyor olsam çok gülerdim. Ama konunun muhatabı olunca komik olmuyor..


Aklıma gelmişken söyliyim. Aklına ilk geleni söylemeli insan. Kaldıkça çünkü yok oluyorsun aklımdakiyle beraber. Sonra istesende olmuyor. İstesemde olmuyor. Seni ilk bulduğum yere gitmek gerek. Yeniden bulmak ya da orda birakmak için. Bir yere gidip bırakmak lazım bu beni..

Nisa, Sırça Köşk'ü inceledi.
11 Haz 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

********* SPOİLER İÇERİR***********
Bu incelemeyi yazabilmek için kitabı bitirip birkaç saat sindirmeye çalıştım. Kitap 2 bölümden oluşuyor.1. bölümde öyküler 2. bölümde ise masallar.Kitabın dili tasvirleri çok iyi defalarca Şirince'ye gittim ama Sabahattin Ali oranın eski halini öyle güzel betimlemiş ki gözümde canlandı.Aslında bu kitapta beni etkileyen 2 masal vardı.Eğer Sabahattin Ali'nin hayatını okuduysanız mutlaka sizin de dikkatinizi çekecektir. Sabahatin Ali 1907-1948 yılları arasında yaşamış Osmanlı Devletinin çöküşü ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu dönemlerini görmüş eserlerinde bu dönemin etkileri görülüyor.Bahsettiğim 2 masaldan biri ''Koyun Masalı'' George Orwell' in Hayvan Çiftlİğine oldukça benziyor.Bu masaldaki karakterler halk koyunlar, kurtlar İtilaf devletleri, çoban padişah, köpekler ise Atatürk yönetimi.5 sayfa olmasına rağmen çok iyi yazılmış bi taşlama olmuş ama okurken kendimi çok garip hissetmeme neden oldu. Çobanın koyunları sömürmesi kötü davranması ile başlıyor, son gelen çobanın koyunları kurtlardan korumak yerine birkaç koyun atıp savuşturuyor.''Günün birinde yabani hayvanlar, canavarlar birbirine girdi kışta sert olunca kurtlar ayılar yiyecek bulamayıp azmışlardı''( Burayı 1.Dünya savaşı olarak düşünebiliriz.) '' Canavarların kıpkırmızı açılan ağızlarıyla iri dişlerini görünce koyunlar işin şakaya gelmeyeceğini anladılar.Köpekler de koyunlar elden gidince kendilerinin aç kalacağını düşünüp gayrete geldiler hep beraber sıska kurtlara saldırdılar.( Buraya bakacak olursak halkın zaten işgallere karşı geldiğini bunu Atatürk sayesinde olmadığını vurgulamış.)Koçlar başını öne eğip iri boynuzlarıyla canavarların üstüne yürürlerken,köpekler de bi hayli havlayıp gürültü ettiler. Daha sonra ''hep birlikte çobanın üstüne yürüdüler. Ödlek çoban kaçıp canını zor kurtardı.'' ''Bu kavgadan en karlı çıkan köpekler olmuştu hem çayırlardaki kurt leşlerini hem de dövüşürken ölen koyunları yiyip iyice doymuşlardı.'' daha sonra köpekler '' Sizi kurtlardan da çobanlardan da kurtardık'' diyerek burunları büyüdü. İçlerine büyüklük kurdu düştü ve rastgele köpeklerden olmadıklarını düşünmeye başladılar ''Köpek ne demek? Bizim de aslımız kurt değil mi?'' diye övünüyorlardı.(Savaşı halkın kazandığını ama Atatürk yönetiminin bizim sayemizde kazandığını söylediğini vurgulamış.)Masalın sonunda ise '' Bu dünyada çobansız da, köpeksiz de yaşanabilirmiş. Ama bunu anlamak için her defasında bu kadar kurbanlar verecek olursak pek çabuk neslimiz kurur. Bari siz gözünüzü açın da ilerde başınıza yeniden itler musallat olursa, sürüyü canavarlara paralatmadan onları defetmeye bakın.'' Masalın birçok yerinde buna benzer vurgular var ben sadece öne çıkanları yazdım. Diğer masal ise kitaba adını veren ''Sırça Köşk''. Ben Sırça Köşk'ü TBMM ye benzettim. Kitap için incelemem bu kadar umarım okumak isteyenler için faydalı olur.