“Çirkince”, Sabahattin Ali’nin gezi-gözlem ile hikâyeyi birleştirdiği, Ege’deki bir Rum köyünü konu alan öyküsüdür. Bugün Şirince olarak bilinen köyün eski adı Çirkince’dir.
Hikâyede anlatıcı, Ege’de yaptığı bir yolculuk sırasında Çirkince köyüne gider. Köyün adını duyduğunda ilk olarak bakımsız, çirkin ve sıradan bir yer bekler. Çünkü “Çirkince” adı insanda olumsuz bir çağrışım uyandırmaktadır. Ancak köye yaklaştıkça beklentilerinin tamamen yanlış olduğunu fark eder.
Dağların arasına kurulmuş köy, bağları, zeytinlikleri, taş evleri ve doğal güzelliğiyle son derece etkileyicidir. Anlatıcı, böylesine güzel bir yere neden “Çirkince” denildiğini merak eder. Köylülerden dinlediği rivayete göre eski zamanlarda köy halkı, dışarıdan insanların gelip buraya yerleşmesini istemediği için köye özellikle kötü bir isim vermiştir. Böylece yabancılar buranın değersiz bir yer olduğunu düşünüp uzak duracaklardır.
Anlatıcı köyde dolaştıkça yalnızca doğayı değil, insanların yaşam biçimini de gözlemler. O dönemde köyün büyük kısmı Rumlardan oluşmaktadır. İnsanlar bağcılık, zeytincilik ve tarımla uğraşmaktadır. Köyde dikkat çeken şeylerden biri, insanların çalışkanlığı ve düzenidir. Evler temizdir, sokaklar bakımlıdır ve günlük yaşam belirli bir düzen içinde sürmektedir.
Sabahattin Ali, köyü anlatırken yalnızca manzaraları tasvir etmez; aynı zamanda Anadolu'nun kültürel çeşitliliğini de gösterir. Rum köylülerle Türklerin bir arada yaşadığı dönemin izleri hikâyede hissedilir. Bu nedenle öykü bir anlamda geçmişe tutulmuş bir ayna gibidir.
Hikâyenin ilerleyen bölümlerinde anlatıcı, insanların bir yer hakkında yalnızca adına veya dış görünüşüne bakarak hüküm vermesinin yanlışlığını düşünür. Çirkince adı ilk bakışta olumsuz bir izlenim yaratırken, gerçekte köy son derece güzel ve
Şirince esnafı turistler için program yapmış. Mayalarla ne ilgisi varsa, Hazreti İsa’yı da dahil etmişler, programda son akşam yemeğiyle İsrafil'den sur dinletisi bile var.
Mayalar çok zeki insanlardı ve çok gelişmiş bir kültürleri vardı. Bize yalnız o akıl almaz takvimi bırakmakla kalmamış, çok karmaşık hesaplar da ulaştırmışlardır. Şöyle ki, mayalar bir Venüs yılının 584 gün olduğunu biliyorlar ve dünya yılının 365,2420 gün olduğunu tahmin ediyorlardı. Günümüzde en ileri araçlarla yapılan hesabın sonucu 365,2422 gün!