Turfanda kurtulmak için kendi derinliğine akan bir ırmak gibi; akmasam sana ölürdüm Yûsuf, aktım, yine öldüm. Kendi ölümünün şeklini seçmem özgürlüğümse susarak ölmeyi değil, söyleyerek ölmeyi seçtim. Tortulanarak ve bulanarak değil, taşarak ve coşarak ölmeyi istedim. Hükmümün Yûsuf olduğu yerde ölümlü olduğumu bildim. Ve yine dirilecek olmamın emniyetiyle ölümlü oluşumu çok sevdim.
Yūsuf, dedi Züleyha,sen benim evvel düşen şehrimsin, âhir düşen şehrimsin. Ezel düşen şehrimsin, ebed düşen şehrimsin. Yūsuf, dedi Züleyha; kalbin sen, benimsin yalnız benimsin; kalbin ben, seninim yalnızca seninim.
Nakşı görüp de nakkaşa nasıl kayıtsız kalayım? Varlığım ve mahiyetim,nasibim ve görevim O'ndan ve O'nun içinse, O'ndan gelen ışığa gözlerimi nasıl kapayayım?
Yûsuf da on bir kardeşi kadar evlât bana.
Neyleyim ki Yûsuf'tan fazlası var Yûsuf'ta.