Bedenimiz nasıl öldürücü mikropların karşısına kendi kanından ürettiği güçleri çıkarırsa, insanlık denen organizma da tehlike anlarında iyileştirici, kurtarıcı gücü hep kendi kendisinden üretir.
…başka deyişle bir yandan kendini bir ‘ben’ niteliğiyle dünyadan soyutlama, öte yandan da kendi ‘ben’i ile dünya arasında bağlantı kurma eğilimidir. Bir yandan ‘ben’ olarak, yani dünyada biriciklik niteliğini taşıyan kişiliğimizle kalmak, bu kişiliği daha da kişisel kılmak amacıyla dünyada var olan her şeyi kendimize çekmek isteriz. Fakat aynı zamanda da bu biriciklik niteliğini taşıyan benliğimizle dünya arasında bağlantı kurmaya, bireyliğimizi toplum içerisinde eritmeye neredeyse içgüdüsel olarak zorlanırız.
Bu ikilem, aslında her birimizin iç dünyasında egemendir; yaşam diye adlandırdığımız süreç, hep iki kutup arasındaki bir gerilimden başka bir şey değildir.