Gülçin

Gülçin
@sitting_panda
Gemi İnşa Mühendisi
Yüksek Lisans
Türkiye
190 okur puanı
Temmuz 2015 tarihinde katıldı
9/10
·304 syf.··
2026 34. kitabı
Zaman… gerçekten bizim mi? Momo, küçük bir kızın hikâyesi gibi başlıyor. Ama sayfalar ilerledikçe, aslında hepimizin hikâyesine dönüşüyor. Şehrin kenarında, eski bir amfitiyatroda yaşayan Momo’nun hiçbir şeyi yok… Ama insanlara verdiği bir şey var: Gerçekten dinlenildiğini hissettirmek. Onun etrafında insanlar konuşuyor, hafifliyor, iyileşiyor. Ta ki “gri adamlar” gelene kadar… İnsanlara zaman kazandırdıklarını söyleyen, ama aslında onların hayatlarını yavaş yavaş ellerinden alan o görünmez sistem. İnsanlar daha hızlı yaşamaya başlıyor. Daha çok çalışıyor, daha az hissediyor. Daha çok kazanıyor, ama daha az yaşıyor. Ve fark etmeden… zamanlarını kaybediyorlar. Momo’nun hikâyesi aslında çok basit bir soruyu yüzümüze çarpıyor: Biz gerçekten zamanı mı yönetiyoruz, yoksa zamanın içinde kaybolan birer “programa” mı dönüştük? Bu kitap bana şunu hatırlattı: Hayat, hızlandıkça değil… yavaşladıkça anlam kazanıyor.
1000Kitap
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,3bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
8/10
·112 syf.··
2025 17. kitabı
Bir sabah Pasifik’in ortasında tek başına kalmak… Henry Preston Standish, New York’ta yaşayan, evli ve iki çocuk babası bir borsacı. Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir hayatı var ama içindeki huzursuzluk onu gemi yolculuğuna çıkarıyor. Ve bir sabah, kimsenin fark etmediği bir anda denize düşüyor. İşte bundan sonrası, hayatla ölüm arasındaki ince çizginin hikâyesi. Herbert Clyde Lewis’in Gemiden Düşen Adam’ı, yalnızca bir adamın okyanusta sürüklenişini değil, gemide kalanların önyargılarını, statü kaygılarını, bencilliklerini de anlatıyor. Küçücük bir kitap ama insan üzerine söylenmiş koca cümleler barındırıyor. Lewis’in hayatı ise romanından bile daha trajik: Hollywood’da umutlu bir başlangıç, yarıda kalmış senaryolar, savaş sonrası unutulmuş kitaplar, kara listeye alınmış bir yazar… 41 yaşında, yalnız ve borç içinde öldüğünde kimse onu hatırlamıyordu. Ta ki Gemiden Düşen Adam 80 yıl sonra yeniden keşfedilene kadar.
Gemiden Düşen AdamHerbert Clyde Lewis · Holden Kitap · 2024716 okunma
9/10
·309 syf.··
2025 28. kitabı
“Ve anneme öfke kusuyordum, ne yapmıştı o? Bir şey yapmamıştı. Mesele annemin bir şey yapmamış olmasıydı.“ Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattıktan sonra da sizinle kalır. Düşüncelerinize sızar, aileye, suskunluğa ve hatırlamanın kırılgan doğasına yeniden bakmanızı sağlar. Vigdis Hjorth’un Mirası tam olarak böyle bir kitap. ⠀ Norveç edebiyatının bu çarpıcı romanı, aile, travma ve sessizlik üzerine keskin bir yüzleşme. Ana karakter Bergljot’un gözünden, babadan kalma iki yazlık ev üzerinden başlayan miras kavgası, kısa sürede çok daha derin bir yaranın etrafında dönmeye başlıyor. Konu sadece bir mülk değil; konu bir kadının anlatı hakkı, çocukluğundan çalınan sessizliğin bedeli. ⠀ Bergljot’un sesi çığlık atmıyor ama içten içe haykırıyor. Geçmişle hesaplaşmak kolay değil; hele ki ailen, senin yaşadığın gerçeği inkar ediyorsa. Hjorth’un dili sade ama çok güçlü; karakterlerin iç dünyasına neredeyse canını acıtarak iniyor. ⠀ Bu kitap sadece bir kurgu değil, aynı zamanda sessiz kalmış milyonlarca kadının, çocuğun haykırışı gibi. Bergljot’un sesiyle birlikte ben de sustuklarımı düşündüm. Aile denince her şeyin affedildiği, bastırıldığı, görmezden gelindiği kalıpları. Hjorth, öyle naif bir dille anlatıyor ki, en büyük çığlıklar bile fısıltı gibi dokunuyor kalbine. ⠀ Miras, okuması kolay ama taşıması zor bir roman. Ama bazı yükler vardır ki, taşımak değil, paylaşmak gerekir.
MirasVigdis Hjorth · Siren Yayınları · 20216,5bin okunma
8/10
·80 syf.··
2018 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2018 00:00
“Niçin onların istediği her şeyi yapasın ki?” #Arayışlar – Lou Andreas-Salomé 1800’lerin sonunda kaleme alınmış ancak çağının çok ilerisinde bir kitap bugün bizlerle: Arayışlar – Lou Andreas-Salomé. Kişilik olarak da tarihte enteresan bir yere sahip olan Salomé, bu kitabına kendi hayat felsefesinden de adeta bir şeyler serpiştirmiş. Nietzsche Ağladığında kitabını okuyanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır. Zira kendisi, o kitapta Nietzsche’nin tedavi olmasına ön ayak olan, güçlü ve farklı bir karakter olarak tasvir edilen Lou Salomé’un ta kendisidir. Kitabın konusuna gelecek olursak; bir aşk hikâyesinin ardında, bir kadının kendi kimliğini arayışını ve kendisiyle hesaplaşmasının öyküsünü okuyoruz Salomé’un kaleminden. Babasının yönlendirmesiyle sanata olan yatkınlığını keşfeden Adine, bir yandan da yeni tanıştığı aşk duygusuyla baş etmenin yolunu aramaktadır. Yakın akrabası olan Benno’ya âşık olan genç kız, bir süre sonra sevdiği adamla nişanlanır. Ancak nişanlılık dönemleri sancılı geçmektedir. Benno, iş aşkından ve hayata karşı sert duruşundan ödün veremez; ancak bu süreçte Adine çoktan ona körü körüne bağlanmıştır bile. Ne var ki hayalleri umduğu gibi gitmez ve Adine kendini Avrupa’nın ortasında, bir diğer tutkusu olan sanatla baş başa bulur. İşte buradan sonra olanlar, Adine’in arayışa girerek kendi kişiliğini, isteklerini ve arzularını keşfetmesiyle; bizim de kendi içimizde bazı sorular sormamız arasında gidip geliyor. Kitap incecik, bu yüzden belki ilk bakışta hafif bir eser olarak görülebilir. Ancak benim için misyonu olan kitaplardan biri oldu. Yazıldığı çağın çok ilerisinde, oldukça iddialı fikirlerin kapısını aralayan bir konusu var. Kadın-erkek arasındaki ilişkiye sadece aşk olarak değil, aynı zamanda güç dengesi bakımından da değiniyor
ArayışlarLou Andreas-Salomé · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202512bin okunma
9/10
·398 syf.··
2017 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Temmuz 2017 00:00
“Ruhlarımızın neyle yoğrulduğunu bilmiyorum ama onunkiyle benimki aynı hamurdan.” #uğultulutepeler Kitapla ilgili ilk olarak söylemek istediğim şey, 1847 yılında yayımlanmış olması. Kadının adının olmadığı bir dönemde bir kadının elinden yıllardır ses getirebilen bir kitap çıkması büyük başarı. Üstelik bu romanın Emily Bronte’nin yazdığı ilk ve tek roman olduğunu düşünürsek (maalesef kitabı yazdıktan 1 sene sonra vefat etmiş), daha fazla eser bırakması halinde edebiyattaki yerinin nereye gelebileceğini hayal edemiyorum. Öykümüz, Uğultulu Tepeler’e gelen birinin dinlemek istediği bir hikaye ile başlar. Kendimizi Catherina ve Hindley Earshaw’ın çocukluğunda, babalarının bir seyahatten döndüğü dönemde buluruz. Bay Earnshaw seyahatten yalnız dönmemiştir, yanında bir de yoksul bir çocuk olan Heathcliff vardır. Uğultulu Tepeler’in kaderi de Heathcliff gelmesi ile değişecektir. Catherina bir süre sonra Heathcliff ile sıkı bir ilişki kursa da, Hindley onu babasını ve hayatını elinden çalan bir tehlike olarak görmektedir. Heathcliff ve Catherina arasındaki yakınlığa rağmen, Catherina’nın sınıf olarak kendini yakın gördüğü Linton ailesinden biri ile evlenmesi, Heathcliff’in hayatında dönüm noktası olur. Bir süre ortalıktan kaybolan Heathcliff, yaşadığı acıların intikamını iki aileden de almak üzere geri dönecektir. İşte hikayenin bu kısmından sonra Heathcliff’in iki aileyi dağıtmak uğruna kendi hayatı ile de nasıl kumar oynadığının hem acıklı hem de okuyanı kızdıracak olan hikayesi başlar. Devamı kitapta :) Kitap türü bakımından oldukça ilginç geldi bana. Aslında ilk okunuşta bir aşk hikayesi gibi görünse de, detayında nefret ve korku öğelerini barındırıyor. Böyle aşk üzerine kurulu hikayeleri pek sevmesem de Emily Bronte’nin farklı duyguları çok iyi bir şekilde harmanlayarak
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Karbon Kitaplar Yayınları · 202058bin okunma