“Ve anneme öfke kusuyordum, ne yapmıştı o? Bir şey yapmamıştı. Mesele annemin bir şey yapmamış olmasıydı.“
Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattıktan sonra da sizinle kalır. Düşüncelerinize sızar, aileye, suskunluğa ve hatırlamanın kırılgan doğasına yeniden bakmanızı sağlar. Vigdis Hjorth’un Mirası tam olarak böyle bir kitap.
⠀
Norveç edebiyatının bu çarpıcı romanı, aile, travma ve sessizlik üzerine keskin bir yüzleşme. Ana karakter Bergljot’un gözünden, babadan kalma iki yazlık ev üzerinden başlayan miras kavgası, kısa sürede çok daha derin bir yaranın etrafında dönmeye başlıyor. Konu sadece bir mülk değil; konu bir kadının anlatı hakkı, çocukluğundan çalınan sessizliğin bedeli.
⠀
Bergljot’un sesi çığlık atmıyor ama içten içe haykırıyor. Geçmişle hesaplaşmak kolay değil; hele ki ailen, senin yaşadığın gerçeği inkar ediyorsa. Hjorth’un dili sade ama çok güçlü; karakterlerin iç dünyasına neredeyse canını acıtarak iniyor.
⠀
Bu kitap sadece bir kurgu değil, aynı zamanda sessiz kalmış milyonlarca kadının, çocuğun haykırışı gibi. Bergljot’un sesiyle birlikte ben de sustuklarımı düşündüm. Aile denince her şeyin affedildiği, bastırıldığı, görmezden gelindiği kalıpları. Hjorth, öyle naif bir dille anlatıyor ki, en büyük çığlıklar bile fısıltı gibi dokunuyor kalbine.
⠀
Miras, okuması kolay ama taşıması zor bir roman. Ama bazı yükler vardır ki, taşımak değil, paylaşmak gerekir.