• iltirish
    iltirish Bülbül Efkarını Gizlemek İçin Öter'i inceledi.
    160 syf.
    ·4 günde·Beğendi·7/10
    Esenlikler diliyorum.
    Bir Yeşilçam filmi izler gibi alışık olduğunuz sahneler ve bölümler olduğunu, üslûbun çok güzel denilemeyecek olduğunu -vakıâ bunu tüm günümüz yazarlarında rahatlıkla görebilmekteyiz.- kabul etsem de, yadsıyamayacağım şey olayın bu denli güzel olması olur.
    Yeşilçam filmlerinin Tanzimat romanları gibi olan o romantikliğini siz de yadsımazsınız fikrindeyim ancak olayın akıcılığı, romantizmin bizi alıp götüren havasıyla birleşince mükemmel bir eser çıkarır ortaya.
    Belki haddime değildir, haklısınız, ancak şunu söylemeden edemeyeceğim, üslûp ciddî bir şekilde fark edilebiliyor.
    Buna karşın merak duygusu çok ön planda bulundurulmuş, bunu kesinlikle söyleyebiliriz.
    Romantik bir eser istiyorsanız kesinlikle öneririm.
  • Korku, insanın kontrolüne yardımcı olur.Siz bu korkuyu yavaş yavaş gidererek beyin kontrolünü vücut üzerinde sağladığınız anda başkalarının sizin üzerinizdeki kontrolü bitmiş demektir.
  • 232 syf.
    Öncelikle ben listeler yaparak okuma yapabilen biri değilimdir. Bir kitap bittiğinde canım o an ne isterse onu okumayı seviyorum. Okumayı çok istediğim bir kitap bile listede oldu mu soğuyorum o kitaptan. Böyle de bir manyağım işte Bu ay benim için kabarık liseli bir ay oldu ve hiçbiri yetişmeyecekmiş gibi hissediyorum. O yüzden bu kitap bana ilaç gibi geldi. 
    Nefes almamı sağladı. Doğru söylemem gerekirse kitaba başlarken elimde sürüneceğini düşünmüştüm ama elimden bırakamadım. 

    Siz hiç ilk görüşte aşka inanır mısınız? 

    Belçim ablası ile kahvaltı yapacaktır ve onunla buluşmak için evden çıkar. Buluşacakları yere gittiğinde ablasını göremez ve arar telefonu açar açmaz fırçasını da yer geç kaldığı için ablasının parkta koşu parkurunda olduğunu öğrenir ve oraya doğru gider. Gözleri ablasını ararken öyle yakışıklı birini görür ki anında vurulur. Gözlerinden kalpler çıkar resmen. 

    Onur arkadaşı Kartal ile her zaman sabah koşusuna çıkmaktadır ama bugün geç kalmıştır ve arkadaşından fırça yemesi sayesinde onunla buluşmak ve sporunu aksatmamak için çıkar. Koşu parkurunda gözleri arkadaşını ararken öyle birini görür ki kalbinin ritmi değişir bir anda. Koşu parkurunun ortasında terlikleriyle duran bu kız aklını başından alır.  Yanından geçerken kokusu ile mest olur. Onu aklından çıkaramaz. O günden sonra düzenli olarak oraya gitmeye başlar ama bir daha o güzel kızı göremez ama aklı hep ondadır. 
    Birgün en yakın arkadaşı Kartal onun evinde bir parti verir ve Onur gelenleri karşılamak için kapıyı açtığında günlerdir aradığı güzelliği karşısında görür ve şoka girer. Nasıl ulaşacağını düşündüğü kız meğerse karşı dairesinde oturuyormuş ve onun haberi yoktur. Üstelik kız hatırladığından daha da güzeldir. 
    Bu iki aşığı bundan sonra neler bekliyordur kesinlikle okuyup öğrenmelisiniz.

    Ben karakterleri çok sevdim ve her karakterin ağzından hikâyeyi dinlememiz çok güzel olmuş. Herkese tavsiye edeceğim bir kitap. Özellikle kafa dağıtmak isteyenler kesinlikle okumalı. Diyaloglara bayılacaksınız
    Tek sıkıntım kitap öyle bir yerde bitti ki meraktan ölüyorum şu an.
    2. Kitabı sabırsızlıkla bekliyorum. 
    Herkese keyifli okumalar diliyorum....
  • Şu maskara apartmanlara bakın! Devler, gulyabaniler, canavarlar gibi dört yanımızı sarmış... bunlar arasında beyaz yağlı boyalı ahşap konak, iki dönümlük bahçe ortasında meydan yerindeki beyaz gömlekliden mahkumu gibi duruyor! Bunun farkında değiliz de suratımıza tükürünce bunca seyirciye karşı, hâlâ ayaktayız, daha ölmedik diye çalım satıyoruz. İddiaya bakın siz! Her taraftan başımıza kiremit, tuğla, demir, beton yağıyor da hâlâ toprağın altına kaçmayı kabul edemiyoruz! Hanım, bu konağın seninle benden ne farkı var? Arsası genişmiş, kaç para eder? Meydan yeri ya sultanın ya idam mahkûmunundur. Görmüyor musun, yeni nesiller tarafından nasıl sarılıyız? Konağın da, bizim de tapu sınırlarımıza zahirde ses çıkarmıyorlar ama. Bak bak, pırıl pırıl gözleri, geber geber diye bağırıyor! Tıpkı torunlarımızın bize bakışı!...
  • "O vaxt ki, siz dediniz: məndə ağıl deyilən şeydən əlamət varmı? Varsa, nə üçün o, pərvanə olub elm atəşində yanmır? Nə üçün mən özümdə elmə təşnə duymuram? Yalnız murdar ehtiraslara aludə olan belə ağıl sahibinə səfildən, rəzildən savayı nə ad vermək olar?"
  • 520 syf.
    ·5 günde·10/10·
    “Kitaplara şefkatle dokunmaya başladı.”
    .
    Jack London: Gerçekçilik akımı yolunda ilerleyen, Amerikalı gazeteci ve yazar. Yerel kütüphanelerde kendini geliştirirken bir gün OUIDA’nın eğitimsiz bir İtalyan köylü çocuğunun opera bestecisi olarak ün kazanmasını anlatan romanı SİGNA'yı okur. Bu romandaki karakter onun edebiyat alanındaki kendi hedeflerine ulaşması açısından prototipi olacaktır.
    .
    (Hazır bizi tembelleştiren vikipedia açılmışken nimetlerinden faydalanıp bu bilgileri size aktarayım istedim –hoş kapalı iken de giriş yapabiliyorduk illegal yollarla  Zira yazarı tanımadan okuma yapılmasına hep karşı çıkmışımdır. Siz yine de bunlarla yetinmeyip, Jack London araştırmanızı yaptıktan sonra başlayın eserlerine  )
    .
    Martin Eden, nam-ı diğer Jack London.
    Bir çok kaynakta ‘yazarın yarı otobiyografik romanı’ olarak yer almasına karşın, hayatını araştıran benim gibi meraklı okurlar göreceklerdir ki, yarı demek haksızlık. Çünkü London, doğrudan kendi hayatını yazmış bu eserinde. Doğduğu büyüdüğü çevre, işçi sınıfına mensup ailesi, yazarlık hayatına geçiş yolunda katlandıkları, deniz işçiliği vb.
    .
    Martin Eden;
    **Sosyal ve ideolojik sorunları,
    **sınıfsal farklılıkları,
    **değer farklılıklarını,
    **statü ve servetin gelinen son noktada toplum için önemini,
    **başarı ve refah yolunun sosyal sınıf farkı gözetilmeksizin herkese açık olması gerektiğini gözler önüne serer.
    .
    İçindeki devrimi başlatan, yontulmamış bir denizciyken onu bir denizci ve sanatçı haline getiren, dolayısıyla da öğrenim, sanat ve aşk üçlüsü arasında diğer ikisine üstün gelen en büyük ve en güzel şey, aşktı.
    .
    “Karşısında yaşamaya değer bir şey vardı işte;
    kazanmak için savaşmaya, mücadele etmeye ve evet, uğrunda ölmeye.
    Kitaplar haklıydı.
    Dünyada böyle kadınlar da vardı.”
    .
    Ama Martin yanıldı.
    Okuyucular eserde aşk aramayı sever, şüphesiz bu kitapta da aşk olarak Ruth’u gördüler ve onlar da yanıldılar. Ruth, ‘genç yeteneğin saygıdeğer heves kırıcısı’. Burjuva toplumunun insanlara değer biçme yöntemini, Martin’i sevdiği kadar, hatta ondan da çok seviyordu. Bu kitapta tek aşk, Martin’in içinde bastırdığı deniz aşkıydı…
    .
    Martin yazdı, durmadan, uyumadan yazdı, aşk sandığı duyguyu da yazdı, bilincine varamadığı duyguları da yazdı. Aşkına ulaşmak için yazdı. Kimse onun yazılarına itibar etmese de o yazdı.
    Onu üzdüler ama o yazdı.
    .
    Arkadaşı Brissenden ona şöyle demişti;
    “Seni seveceklerdir Martin, ama kendi küçük ahlaklarını daha çok seveceklerdir.”
    Kitabın en etkili cümlesi idi şüphesiz ve Brissenden haklı çıktı.
    .
    Başarı Martin’e doğru gelirken yalnızdı. Bir süre sonra doygunluğa eriştiğinde anlam yüklediği bir çok şeyin onun gözünde bir değeri kalmamıştı.
    .
    İşte o noktada bilinmeyene yolculuk başladı. Brissenden’ı dinleyip denizlere geri döndü.
    .
    MARTİN İLE AYNI GEMİDE OLANLARA BİN SELAM!
  • “Hak! Hukuk! Bugün dünyanın neresinde hak kaldı. İnsanlar onu katletti. Herkesin hakları var, fakat onların, onların gücü var ve bugün güç demek her şey demek. “
    “Neden onların gücü var? Çünkü bu gücü onlara siz veriyorsunuz. Ve sizler korkak olduğunuz müddetçe onların gücü hep olacaktır. Tüm bunlar, yani insanlığın bugün korkunç dediği şey, yeryüzündeki on insanın iradesinden ibaret ve on insan bunu yeniden yıkıp yok edebilir. Bir insan, yaşayan tek bir insan onlara karşı durarak bu gücü yerle bir edebilir. Fakat sizler boyun eğdiğiniz, belki paçamı kurtarabilirim dediğiniz müddetçe, onları can evinden vurmak yerine, onlara itaat ettiğiniz müddetçe, sizler sadece bir kölesiniz ve bunu da hak ediyorsunuz demektir.”
    Stefan Zweig
    Sayfa 33 - Kültür Yayınları/ Paula