Tedavi yolları arasında seçim yapmamız istenebilir ama çoğumuz ne yapılması gerektiğini doktorun söylemesini tercih ederiz; çünkü en iyisini onun bileceğini düşünürüz. Ama gündelik hayattaki pek çok örnekte, bilgili olduğumuz bir konuda basit bir seçim söz konusu olduğunda, genellikle bazı içsel değerlendirme işlemleri uygulayıp, tıpkı bir yargıç gibi kararımızı bildirdiğimizi varsayarız.
Bu yanlıştır; çünkü kararlarımızı ölçüp tartan süreçler bilincimizin dışında olur. Zihninizdeki mahkeme salonunda karar vermiş gibi hissedebilirsiniz ama önemli işlerin çoğu kapalı kapılar ardında yapılmıştır. Bilinçli bir biçimde seçenekleri potansiyel senaryolar olarak düşünebiliyor, sonra da seçeneğin ne anlama geldiğini hayal etmeye çalışıyor olabilirsiniz ama siz düşünmeye zaman bulmadan çok önce bilgi zaten işlenmiş, değerlendirilmiş, ölçülüp biçilmiştir. "Aklıma harika bir fikir geldi!" dememize benzer, birdenbire olmuş gibi görünür ama kafamızda aniden yanan bir lamba yoktur. Ani bir aydınlanma gibi görünebilir ama perde arkasındakiler fikri en başından beri geliştirmekteydi, size sadece analizlerini sundular. Libet'in deneyinde olduğu gibi siz harekete geçmek üzereyken bilmek ve bilmemek arasındaki farka işaret eden tek bir nokta yoktur. Bir konu üzerinde dursanız ve onu bilinçli zihninizde evirip çevirseniz bile, nereden bakılırsa bakılsın, siz sadece zaten verilmiş olan kararı geciktirmektesinizdir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
siz
kalabalığın içinde
bir yürüyüştünüz
ben ise
her kalabalığa
belki siz varsınızdır diye giren
yalnız bir ihtimal
.
siz
cümlede duran bir virgüldünüz
ben ise
o virgülden sonrasını
bir türlü yazamayan hayalperest
ne zaman sizi gördüysem
ya da gördüğümü düşünsem
öylece geçip gittim yanınızdan
dilimde büyüdü
bir “merhaba” bile diyemedim
.
çünkü kalbim
sizi görünce mi telaşlandı
yoksa
bir gün sizi göreceğine inandığı için mi
bilemedim
sonra
hep aynı saatlerde yürüdüm
aynı sokaklardan
aynı ağacın gölgesinde bekledim
Siz dilediğiniz şarkıyı söyleyin yine
Yine karamelalarla kandırın küçük kızları
Irzına geçin torunlarınızın
O sapık arzularınız yükseltecek sizi
O karanlık odaların başıboş rahatlığı
Varın dilediğiniz gibi yaşayın artık
Bir gün bütün günahlarınız bağışlanacak Tanrı katında
Ne cehennem ateşleri ne o köprüler kıldan ince
Sizin için değil
Siz öyle Tanrıların böyle kullarısınız işte!
(...) Bu düzen içinde -ki 17 Ağustos depremine kadar devam etti bu; sonrasında kavgalar, isyanlar, beş ay kadar süren bir kaos- birkaç defa Büyük Muztaribler’den bahsetti. İlgimi çekti ama, ne demek istediğini anlayamadım. Sonradan yorumladığıma göre, “bana bir şey olursa, onu siz tamamlayın!” anlamında olabilir… Nihayet 2000 başında (Noel Baba Operasyonu) koğuşa girip, O’nu aldıklarında, hele Kartal’daki o hâlini gördükten sonra, bu eseri tamamlayabileceğinden neredeyse ümidi kesmiştik.Fakat 2003 yılında, birdenbire 2. cilt çıkınca ve bu 650 sayfalık büyük kitabı alıp şöyle bir göz gezdirince, onun zihnini toparlamakla kalmadığını -belki de- eskisinden bile daha yüksek bir zihnî form yakaladığını gördük. Telegram denilen zihnî-fizikî işkencenin ilk sarsıntısını atlatmış veya ona bir şekilde direnme gücünü geliştirmiş olmalıydı…
BÜYÜK MUZTARİBLER -Düşünce Tarihine Bakış-II-, 6 Aralık 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor