lev

Hastalık zihne kök saldığında bambaşka bir hâl alıyormuş, diye düşündü. Bu öyle bir şeydi ki ne tıkanan sinüslere ne de kırılmış kemiklere benziyordu. Beynindeki kimyasalların içine usulca yayılıyordu. Hiçbir hastalık düz bir çizgide ilerlemiyordu. Asıl tehlikeli olan, bir kez kendini yok etmenin eşiğine geldiğinde, zihninin nelere muktedir olduğunu da artık biliyor olmaktı. Artık hiçbir köşe yasak, hiçbir karanlık ulaşılamaz değildi.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Parçalarını tekrar bir araya getirdiğinde, parçalandığı zaman nasıl hissettiğini unutuyordu insan. İyileşen yaraların ilk açıldığında nasıl hissettirdiğini de. O yaraların nerede olduğunu az çok hatırlıyor, tazeyken nasıl sızladıklarını biliyor ama artık parmağını üzerine bastırıp, İşte, beni tam buradan incittin, diyemiyordu. Acı zamanla dinecekti.
Acı acıdır, acı acıdır. Önceliklerinin farkına varmak, şükretmek ve sahip olduklarının değerini bilmek önemliydi, evet ama aynı zamanda kendi acını kabullenip onu anlamak da önemliydi. Sorunların ne kadar büyük ya da küçük olursa olsun, kayıplarının, yaralarının sana ait olduğunu kavramak ve onları hissetmeye hakkın olduğunu bilmek. Çünkü en ağır kayıp her zaman seninki olurdu.
Her şey o kadar zordu ki. Adelaide neden bir yandan evini şakayıklarla, bitkilerle ve renklerine göre dizilmiş kitaplarla döşemek isterken diğer yandan hayatına son vermeyi dilediğini onlara nasıl anlatacağını bilemiyordu. Burada, bu dünyada olmak, düğün günlerinde arkadaşlarının elini tutmak, bebeklerini öpmek, doğum günlerinde aile fertlerine hediyeler göndermek istiyordu. Ama aynı zamanda ölmek de istiyordu. Bu evrenden gitmek. Dinine güvenebilseydi -cennetin gerçekten var olduğuna ve öldüğünde oraya gideceğine emin olabilseydi- bunu yapardı. Giderdi. Cehenneme ya da Lost'taki o kötü adaya gitmek istemiyordu. Şu an yalnızca yaşama son noktayı koymak ve güvende olmak istiyordu.
Hiçbir zaman olağanüstü olamayacaktı. Hiçbir zaman özel olmayacaktı. Adı zamanla arkadaşlarının ve akrabalarının hafızasından silinip gidecek, hiçbir zaman bir kitabın kapağında, sahne ışıkları altında ya da Londra Kitap Ödülleri'nde anılmayacaktı. Adelaide biliyordu ki kusursuz olma zorunluluğundan kaçmanın tek yolu genç yaşta ölmekti. İnsanların hafızalarında güzel gelin, sevgi dolu bir anne, şakayıklarla dolu bahçesi olan tatlı bir komşu olarak kalmak istiyordu. Hayattayken bu fırsatları yakalayabilirse tabii. İşte bu yüzden yaşamamaya karar verdi.