Aynadaki o suretin ardında, neokorteksinizin hemen altında biri
daha var. Onu davetsiz bir misafir olarak görmek isteyeceksiniz ama
emin olun, sizden çok daha uzun süredir orada. Afrika’nın ormanlarında
ve çayırlarında hayatta kalmaya çalışırken, bir anda kendini milyonluk
metropollerde, süpermarketlerden kalıp kalıp doymuş yağ alırken
bulmuş bir zaman mültecisi bu. Buraya ait olmadığını bilse de elinde değil; liderlerin öyküleriyle coşuyor, hocaların ninnileriyle uyuyor, “ötekilerin” tehdidiyle kenetleniyor. En çok da korkuyor. Başka doğruların varlığından ve
yanılmaz tanrıların yokluğundan korkuyor. Giderek karmaşıklaşan bir
dünyayı, giderek kısalan cümlelerle anlamak istiyor. Bilgi Çağı’nın
ortasında, cehaletin verdiği mutluluğu arıyor.