Biliyor musunuz, kimsenin hikâye dinlemeye tahammülü yok artık. Kendinden başkasını görmeye... Durup etrafına bakmaya. Ben bunları çok yazmak istedim ama her defasında yarım kaldı. Şehrin üzerine boydan boya bir ağ atılmış. Birbirini ezenler, ezmeyi planlayanlar, birbirini ezmek için fırsat kollayanlar. Herkes çekirgeler gibi zıplayıp duruyor. Ağ daralıyor. Nefesler tutuluyor. Köpekler kimseyi parklara sokmuyor. İnsanlar dairelerinden çıkamıyor. Şehir çok sıkışıyor başkanım.
Dünya çok hızlı dönüyordu. Biz de yetişebilmek için durmadan koştuk. Yorulduk artık. Bu koşturmacada sevmeye zaman bulamadık. İşte böyle sebepler üretiyoruz kendimize. Olana bahane üretmekte üzerimize yoktur, bilirsin. Yoksa bunca sevgisizliğin içinde nasıl yaşayabilir insan, değil mi? Ama alışıyor insan. Kendini yaşayabilir hâle getirecek bahaneler buluyor bir şekilde. Yoksa çok zor bilirsin. Bahanelerimiz de olmasa nasıl yaşardık