Amerika ile ilgili Türkçe ve Türkiye açısından da bakan, ciddi anlamda orayı merak eden bir insanı eğitecek, özellikle kültürel ve tarihi durumları anlatan kaliteli bir kitap.
Türk edebiyatı, altmışların sonuna kadar girdiği büyük bunalımı yoğun biçimde sürdürür. Tanzimat Dönemi ve onu izleyen evrelerde özgün sesini ararken elbette bazı başarılı romanlar ortaya çıkar; ancak bu romanların evrenselliği çoğu zaman tartışmalı kalır. Sıklıkla Batılı anlamda olay örgüsü ve biçem tercih edilir; bu da metinleri yer yer güçlü kılsa da, kökensel bir sesin tam anlamıyla kurulamamasına yol açar. Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Ahmet Hamdi Tanpınar gibi isimler, bir anlamda aşırı yerel, melankolik ve yer yer mizahi bir iz taşırlar; bu iz değerli olmakla birlikte, “büyük roman” dediğimiz ölçekte bir kırılmayı tam olarak gerçekleştiremez.
Yetmişlere gelindiğinde ise tablo değişir; adeta bir sıçrama yaşanır. Bu dönem, Türk edebiyatının altın çağı olarak bile okunabilir. Oğuz Atay, Yaşar Kemal, Yusuf Atılgan ve ardından Sevim Burak, edebiyata neredeyse bir patlama etkisiyle girerler. Kendilerinden önceki görece sıradan yazım tekniklerine açık bir başkaldırı söz konusudur; biçim parçalanır, anlatı çoğullaşır, dil gerilir. Ve nihayet, Türk edebiyatının yüz akı sayılabilecek, sahici anlamda büyük romanlar ortaya çıkmaya başlar.
Türkiye’yi tanımak isteyen birinin, yalnızca birkaç güçlü metin üzerinden bile bu coğrafyanın toplumsal, tarihsel ve psikolojik katmanlarını büyük ölçüde kavrayabileceğini düşünüyorum. Bu bağlamda altı kitaplık bir liste neredeyse bir panorama sunar:
Tutunamayanlar
Yaban
Yenişehir'de Bir Öğle Vakti
Hakkâri'de Bir Mevsim
İnce Memed
Suyu Arayan Adam
Bu altı eser, birlikte okunduğunda, merkez-çevre geriliminden bireyin parçalanmışlığına, köyden kente geçişten ideolojik arayışlara kadar Türkiye’nin temel meselelerini yoğun bir şekilde açığa çıkarır.
Sevgili Arsız Ölüm ise bambaşka bir yerde durur. Sanki bu altı kitabın en kritik
Kitabı arabada, günde iki saate yakın yolculuk yaptığım bir sürede dinledim. Bahsettiği Makyavellist taktikler ya da Sun Tzu tarzı hamlelerin geçerlilik payı olabilir ancak benim için daha çok bir tarih kitabı gibiydi. Gözlerinizi açacak muhteşem bir definitive kitap yerine belki bunu düşünerek okursanız sizi memnun edecektir.
Bir yazarın kendini bu kadar çıplak anlattığı çok az kitap okudum. Ciddi sanat eseri diyebileceğimiz bir anı kitabı, kendisinden önceki dört kitabın sonuncusu olan ve bizi her şeyin başlangıcına götüren bu çocukluk dönemi aslında önceki bütün olayların açıklayıcısı olmuş.
ÇocukThomas Bernhard · Sel Yayıncılık · 2016605 okunma
Benim gibi, çocukluğundan beri her yıl yüzlerce kitap okumuş, iki yabancı dil bilen; fakat ne sosyal ne de maddi sermayesi dünyayı görmeye, pek çok şeyi denemeye yetmiş fakir bir aydınsanız, dünyanın çok küçük bir azınlığında yer aldığınızı ve temelde yalnız olduğunuzu sürekli hatırlamak zorunda kalırsınız.
Sosyal çevre edinmeniz imkansızdır:
Kendi sosyal sınıfımız ile zevklerimiz bir değildir
Üst sınıflara giremez, kabul almazsınız ve zaten orada eğreti durursunuz.
Bu iki dünyaya hiçbir zaman ait olmayan bir sıra dağdaki önemsiz bir yükselti. İmrenmek ve isyan etmek hayatınız olur. Yolunuzu çizemezsin, yalnızca arafta kalırsınız.
Başkalarının doğal bir parçasıymış gibi yaşadığı kültürel hayatlar—sanat galerileri, İngiltere’de sahnelenen bir tiyatro oyunu, bir flarmoni müzik konseri—sizin için çoğu zaman yalnızca internetten izlenen sahnelere indirgenir. Bu derin yalnızlık ve çaresizlik hâli içinde ben Bernhard’la oldukça geç tanıştım. Son dönemde neredeyse yalnızca onun yazdıklarını düşünüyorum; okuduğum her metin, bana on altı yaşımda Shakespeare okurken yaşadığım o ani aydınlanma ve ferahlama duygusuna eşdeğer bir etki bırakıyor.
Yalnızlığımı, umutsuzluğumu ve fakirliğimi unutuyorum.
Yanımda duran en eski dostum gibi. Beni asla bırakmayacağını bildiğim için geçmişe göre biraz daha mutluyum.
Bütün kitapları olağanüstü.
KilerThomas Bernhard · Sel Yayıncılık · 2015806 okunma