Mıravka

Mıravka
@skyj4de
feminist marksist emekli twittercı

Mıravka

, bir kitap okudu
Puan vermedi·200 syf.·
2025 36. kitabı
Eiiçiro Oda
9/10 · 574 okunma
Reklam
Yasalar ve adetlerin (alışkanlıkların) düzenlediği bugünkü aile yapılan kadına, yalnızca bir insan olarak değil, eş ve anne olarak da üzüntü veriyor. Uygarlaşmış ülkelerin çoğunda medeni kanun, kadını erkek karşısında az ya da çok bağımlı duruma getiriyor ve erkeğe, yalnızca karısının mallarını istediği gibi, kullanma hakkını değil, kansı üzerinde maddi ve manevi egemenlik kurma hakkını da veriyor. Bu konuda, Fransız Medeni Kanunu'nu hatırlatmak yeter. Bu yasaya göre, evlilik sözleşmesinin imzalandığı gün, kadın, medeni haklarını yitirir. Mallan kocasının yönetimine geçer; kocasının onayı olmaksızın hiçbir hukuki işi tamamlayamaz; hatta ev kiralanması için bile "bey ve efendi"nin tanıklığı gerekir; aile ocağının kutsal niteliğini en sert yasalar korur ve böyleee çifte ahlakın tam olarak gerçekleşmesi sağlanır: Kocanın eşini aldatması yasalarca basit bir para cezasıyla cezalandırılır * o da özel koşullarda oysa kadının evliliğe sadık olmaması, ona iki yıllık hapis cezasına patlar. Evlenmediği sürece biraz daha özgür ve bağımsız olsa bile, evlenmemiş kadının üzerinde baba egemenliği geçerlidir. Buna karşılık, Fransız yasaları, evlenmemiş kızın "bekareti"ni uyanık biçimde gözaltında tutar ve kız anneler, nikahsız karıkocalığın bütün sonuçlan yalnızca onların üzerinde kalacak sertlikte cezalandmlır; bilindiği gibi, Fransız Medeni Kanunu'nun 350. maddesine göre "babanın aranması yasaktır".
Alıntı
"Yüz metre uzunluğunda, salyangoz hızında hareket eden ve yalnızca lahanayla beslenen şey nedir?" Cevap: "Sovyetler Birliği'nde ekmek kuyruğu." Sovyetler Birliği gibi olmak istemiyoruz. Adam Smith, sağlam bir ekonomi için en iyi yolun neden serbest piyasa olduğunu anlattı. Özgürlük ve otonomiyle ilgili devrimci, radikal fikirlerdi. Gümrükler ve kurallar kaldırılır, piyasa serbest bırakılırsa, bitip tükenmez kişisel çıkar dürtüsüyle, ekonomi saat gibi tıkır tıkır işlerdi. Herkes kendi menfaati için çalışacak, toplum ihtiyaç duyduğu mallara kavuşacaktı. Raflarda ekmek olacak, kablolardan elektrik akacaktı. Ve sen akşam yemeği yiyebilecektin. Herkesin kişisel çıkarı, bütünün uyumunu sağlayacak. Hem de hiç kimsenin bütünü düşünmesi gerekmeden. Bu bir sihir. Ve bu, zama­nımızın en ünlü öykülerinden biri oldu.
Alıntı