Mıravka

Mıravka
@skyj4de
feminist marksist emekli twittercı
Küba Devriminin, Amerika'daki devrimci hareketlerin yöntemiyle ilgli bize 3 yeni ders verdiğini kabul ediyoruz. Bunlar: 1. Halk kuvvetleri düşmana karşı savaşı kazanabilir. 2. Devrim yapmak için gerekli tüm koşulların oluşumunun gerçekleşmesine kadar beklemek zorunlu değildir. Ayaklanma bu koşulları yaratabilecektir. 3. Gelişmemiş Amerika'da silahlı mücadelenin yapılacağı esas yer kırlık alanlardır.
Reklam
Dikiş makinesinin sesi uzaktan piyano gibi gelir
Şöyle ki: Küçüklüğümde sabahları hep annemin çaldığı piyanonun sesiyle uyanırdık. Evimiz iki odalıy­dı, bütün kardeşler bir odada uyurduk. Annemin piya­nosu da aynı odadaydı. Canım annem her sabah üşenmeden piyanosunun başına geçer, tıngır mıngır ça­lardı. O sesler inanın halen kulağımda çınlıyor. Sonra biz biraz büyüyünce anam, "Lan sen salak mısın oğ­lum," dedi, "ne piyanosu; bildiğin dikiş makinası bu, eve ek gelir olsun diye dikiş dikiyorum ben." Ama ol­sun, sonuçta biz piyano niyetine dinlemişiz, değil mi?
Sayfa 70·Kitabı okudu
Ailesine odun getirmek için her sabah on beş kilometre yürüyen on bir yaşındaki kızın, ülke ekonomisine büyük bir katkısı vardır. Ama onun yaptığı, iş diye kabul edilmez. Ekonomi istatistiklerinde görün­ mez. Bir ülkenin toplam ekonomi aktivitesini ölçen GSMH' de hesaba katılmaz. Yaptığı iş ekonomi için önemli sayılmaz. Yahut büyüme için. Çocuk doğurmak, çocuk bakmak, bahçeyle uğraşmak, kardeşlere yemek yapmak, inekleri sağmak, akrabalara giysi dikmek, yahut Milletlerin Zenginliği'ni yazabilsin diye Adam Smith'in bakımını üstlenmek işten sayılmaz. İktisadın standart modellerinde, bunların hiçbirine "üretici emek" gözüyle bakılmaz.
Alıntı
Tarihte her daim göz ardı edilmiş olan kadınlar
Adam Smith, akşam yemeği sofrasına geldiğinde, bunun kasap yahut fırıncının kendisini sevip sevmemesiyle bir ilgisi olmadığını düşünü­ yordu, ticaretten kazanç sağladıkları için böyleydi. Akşam yemeğini sofrasına koyan şey kişisel çıkardı. Ya da, öyle miydi? Bifteği pişiren kimdi gerçekten? Adam Smith hiç evlenmedi. Siyasal iktisadın babası, hayatının büyük bir bölümünde annesiyle birlikte yaşadı. Ev işlerine annesi baktı, kuzeni de mali işlerine. Smith Edinburgh gümrük komiseri olarak atandığında, annesi de onunla birlikte gitti. Bütün hayatı boyunca oğluna baktı ve akşam yemeğimiz soframıza nasıl gelir sorusunun cevabının, Adam Smith'in dışarıda bıraktığı parçasıydı.
Yasalar ve adetlerin (alışkanlıkların) düzenlediği bugünkü aile yapılan kadına, yalnızca bir insan olarak değil, eş ve anne olarak da üzüntü veriyor. Uygarlaşmış ülkelerin çoğunda medeni kanun, kadını erkek karşısında az ya da çok bağımlı duruma getiriyor ve erkeğe, yalnızca karısının mallarını istediği gibi, kullanma hakkını değil, kansı üzerinde maddi ve manevi egemenlik kurma hakkını da veriyor. Bu konuda, Fransız Medeni Kanunu'nu hatırlatmak yeter. Bu yasaya göre, evlilik sözleşmesinin imzalandığı gün, kadın, medeni haklarını yitirir. Mallan kocasının yönetimine geçer; kocasının onayı olmaksızın hiçbir hukuki işi tamamlayamaz; hatta ev kiralanması için bile "bey ve efendi"nin tanıklığı gerekir; aile ocağının kutsal niteliğini en sert yasalar korur ve böyleee çifte ahlakın tam olarak gerçekleşmesi sağlanır: Kocanın eşini aldatması yasalarca basit bir para cezasıyla cezalandırılır * o da özel koşullarda oysa kadının evliliğe sadık olmaması, ona iki yıllık hapis cezasına patlar. Evlenmediği sürece biraz daha özgür ve bağımsız olsa bile, evlenmemiş kadının üzerinde baba egemenliği geçerlidir. Buna karşılık, Fransız yasaları, evlenmemiş kızın "bekareti"ni uyanık biçimde gözaltında tutar ve kız anneler, nikahsız karıkocalığın bütün sonuçlan yalnızca onların üzerinde kalacak sertlikte cezalandmlır; bilindiği gibi, Fransız Medeni Kanunu'nun 350. maddesine göre "babanın aranması yasaktır".
Alıntı
Reklam