“Ah, bunu benden iyi kim anlayabilir? Zaman zaman, var olan en yalnız adam olduğumu düşünüyorum. Dediğiniz gibi bunun, insanların varlığı ya da yokluğuyla ilgisi yok, üstelik yalnızlığımı elimden aldıkları halde gerçekten benimle olmayanlardan da nefret ederim.”
“Ne demek istiyorsunuz Friedrich? Sizinle nasıl olmazlar?”
“Benim için aziz olan şeylere değer vermeyerek! Bazen yaşamın o kadar içini görebiliyorum ki birden doğrulup çevreme baktığımda kimsenin yanımda olmadığını, bana eşlik eden tek şeyin zaman olduğunu görüyorum.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Nahoş ve rahatsız edici olan, sürekli ön plana çıkardığı heybetli tavırları. Bugün bana, yaşamın anlamını ve değerini öğreteceğini öne sürdü. Ama şimdi değil! Ben buna daha hazır değilmişim!
Breuer’in yüzünde anladığını belirten bir ifade göremeyen Nietzsche ekledi: “Demek
istediğim şu: Biriyle tam bir ilişki kurabilmen için önce kendinle ilişki kurabilmelisin.
Eğer kendi yalnızlığımızı kucaklayamazsak, inzivaya karşı kalkan olarak başka birini
kullanırız. Yalnızca bir kartal gibi yaşayabilen insan, kimsenin kendisini seyretmesine
ihtiyaç duymadan başka birine sevgisini verebilir; yalnızca o zaman o insan bir
başkasının büyümesi ve gelişmesiyle ilgilenebilir. Bu yüzden, insan evliliğini
bitiremiyorsa, o evlilik zaten bitmiş demektir
İnsan ancak okuma sürecine kendi de bir şey katarsa kitaplardan bir şeyler edinebilir. Yani bu sürece ikili mücadelede yara almaya ve yaralanmaya, mücadele vermeye, ikna etmeye ve edilmeye, sonra da öğrendikleriyle zenginleşerek bunu hayatta ya da işte kullanmaya hazır bir ruhla girerse. Günün birinde okumalarımla doğru dürüst bir ilişki kuramadığımın bilincine vardım. Yabancı bir şehirde vakit geçirmek için müzeye gidip orada sergilenen obejelere nazik bir kayıtsızlıkla bakar gibi okuyordum. Görev gibi okuyordum. Yeni bir kitap çıkıyor, konuşuluyor dolayısıyla benim de onu okumam gerekiyordu.Ya da filanca ünlü kitabı okumamış oluyordum, bu da benim birikimimde bir boşluktu, dolayısıyla sabah akşam birer saat ayırıp o kitabı bitirmek istiyordum.
Gerçeğin ne olduğunu, iyileşme ve mutluluk becerisinin nasıl kazanılacağını soruyorsun. Söyleyeyim azizim. İki şeyle:Tevazu ve kendini tanıma. İşin bütün sırrı bu. Tevazu belki de fazla iddialı bir kelime. Bunun için yüce gönüllülüğe, sıradışı bir ruh haline ihtiyaç var. Gündelik hayatta alçakgönüllülük ve gerçek arzularımızla eğilimlerimizi tanıma çabası da yeterli. Ve bunları hiçbir engel tanımadan kendimize itiraf etmek. Sonra da eldeki imkanlarla örtüştürmeye çalışmak.