İnsan hiçbir şeye alışmamalı, Eduard. Bana baksana, tam da güneşin keyfini yaşamaya başlamıştım yeniden; dağlara bakmaya, yaşamın sorunlarına bile alışacak gibiydim. Yaşamın anlamsızlığının bile kendi suçum olduğunu kabullenmek üzereydim. Lyubliyana’nın ana meydanını tekrar görmek istiyordum. Sevgi ve nefret, çaresizlik ve bıkkınlık, günlük hayatı oluşturan bir sürü basit, ama yaşama tat katan şeyi hissetmek istiyordum. Bir gün buradan çıkacak olsaydım, delilikler yapma fırsatı tanıyacaktım kendime, aslında herkes deli, en deliler de deli olduklarının farkında olmayanlar.
Ama beni piyano derslerine yollayan sizsiniz.”
“Sanatsal yanın da gelişsin istedik, başka bir şey değil. Erkekler eşlerinin bu gibi yetenekleri olmasından hoşlanırlar, bir partiye falan gittiğinizde seninle gösteriş yapacaktır. Piyanist olma hayalini unut, yavrum. En iyisi hukuk okumak, geleceğini garantiye alacak meslek bu.”
“Bir deli, bana bu kravatın ne işe yaradığını soracak olsa, ister istemez hiçbir şey, demek zorundayım. Yalnızca süs olarak kullanıldığı bile söylenemez, çünkü günümüzde cesaretin, gücün, üstünlüğün simgesi haline geldi. Tek yararlı işlevi, eve gidip de çıkardığınızda duyduğunuz rahatlama; insan sanki bir şeyler kurtulmuş gibi oluyor, neden kurtulduğunu bilemiyor o başka.
Ciddi bir vakayla karşı karşıya olduklarında hekimler hep aynı şeyleri söylerlerdi: “Yüz yaşına kadar yaşarsın,” ya da “Hiçbir ciddi sorununuz yok,” ya da “Tansiyonunuz, kalbiniz bir genç kızınkinden farksız,” ya da “Bazı testleri tekrarlamamız gerekiyor.” Hastanın muayenehanede delireceğinden korkuyorlardır, Allah bilir.