Çok büyük devrimler yaşadım içimde. Yeniliklerin yanına yenikliklerde eklendi. Eskisine bile alışamamışken yenisine alışmak nasıl olur bilmem... Ağır gelir, bundan eminim fakat tam tersi de olabilir. Ya o zaman eski şehrin dar sokakları için yeni şehrin geniş sokaklarını ateşe verirsem!
İçimdeki yangını söndürememişken sokaklara nasıl yetişirim...
Ah, dar ve bol anılı sokaklar... Yanılır da size zarar verirsem beni mazur görün. Şayet kafası tıka basa dolu bir insan nasıl mantıklı hareket eder, beni anlıyorsunuz değil mi?
Baksana yıllar geçmiş
Vazgeçemem sanıyordum, yanılmışım...
Gökyüzü karardı ben uzaklara dalarken,
Bilemedim güneşin kaçtığını
Anlarsın ya, o boşvermişlik hissi işte
Beni çepeçevre saran o boşvermişlik
Yoruyor bizi gelip geçen bu zaman
Akrep ve yelkovandan şikayetçiyim
Lakin duyan yok şikayetimi
Boşver be zaman da senin gibi
Gelip geçer
Gelip geçiyor Hayatımdan
Gelip geçti
Garip değil mi?
Hayır ben değil, hayat..
Haylaz bir çocuk gibi;
Kızarsam içim yanıyor,
Susarsam içimi yakıyor...
Toparlayamıyorum kelimeleri
Virgülden sonrasına yetişemiyorum.
Gözlerim noktayı arıyor;
Cümleyi sonlandıran, gözyaşları ile...
Bir nokta da bana gerekiyor;
Hayatımı sonlandıran, tebessümlerle..
İnsan kağıda yazılmış birkaç satır mısraydı. Koyulduğu zarfa hayat, üzerine dökülen muma kader, basılan mühüre de ölüm diyorlardı. Benim için tanımı buydu insanın. Onca yol vardıki insanı ve hayatı anlatmaya... İçlerinden yazmayı seçiyordum kendime. Kalem yoldaşım kağıt sırdaşımdı. Ağır ağır yol alırken kalemim; önüne birkaç damla engel çıkıyordu. Verilen molalardan sonra tekrar başlıyordu yol almaya. Bilinene bilinmeyene ,sevilene sevilmeyene doğru yürüyordu . Eşlik ediyordu ona yüreğimde kopan, gözlerimde dinen fırtınanın damlaları. Sorular soruyor, kalemimi uyutmamaya çalışıyordu o buruk damlalar. Fakat yavaş yavaş emeklemeye başlamıştı kalemim. Ayaklarına yorgunluk prangaları vuruluyordu. Buruk damlalar ellerini uzatıyordu destek için, belli etmiyordu ama onlarda yonulmuştu sonu olmayan bu dikenli yolu yürümekten. Son bir çare kalmıştı. Ya prangaları kırıp devam edeceklerdi vada gözlerini kapatıp ebediyen dinlenecekti. Öyle işte onların hikayesi de yarım kalıyordu. Onlarda prangalara, dikenlere yenik düşüyorlardı. Son bir umut yok mu onları yeniden ayağa kaldırmaya?