Göğsümüzün saflığında bir özlem dalgalanıyor,
Daha üstün, daha berrak olana, o bilinmeze
Minnetle ve gönülden teslim olmak için,
Sonsuza kadar adsız kalanın sırrını çözerek;
Biz buna iman deriz! – Onun karşısında işte
Kendimi böyle bir yüceliğe varmış hissediyorum.
Öylesine hafif ve latif, öylesine berrak ve narin
Süzülüyor bir melek gibi bulutların mağrur mihrabından
Yukarıda, göğün maviliklerinde yükselen
Işıktan bir hayale benziyor zarif endamı;
İşte görüyorsun onu neşeyle dans ederken,
O en sevgilisini sevgililerin.
Ama sadece bir an için göze alıyorsun
Hayaline sarılmayı bile, değil ki kendine.
Geri dön yüreğine! Onu orada daha kolay bulacaksın,
Değişen suretleriyle dolaşıyor yüreğinin içinde,
Birçoğunun arasından bir tanesi öne çıkıyor,
Binlerce kez ve her zaman, her zaman daha da latifleşerek.
Dünya hâlâ durmuyor mu yerinde? Sarp kayalıkları
Kutsal gölgeler taçlandırmıyor mu hâlâ?
Ürün olgunlaşmıyor mu? Yemyeşil topraklar
Çalılıklar ve çayırlar arasından dere boyunca uzanmıyor mu?
Ve bazen bulutlarla şekillenen, bazen bomboş uzanan
Ulu gök kubbe dünyayı kucaklamıyor mu?