Evet nerde kalmıştık. Ha, Mustafa İnan'da! Bu kitabın daha kapağını okuduğumda bile beni derinden etkileyeceğini tahmin etmiştim ve dahası tekrar tekrar okumaya karar verdim. Öyle ki sürpriz kaçıran duymayayım diye çok sevdiğim kritiğini bile dinlemedim. Biraz Mustafa'yı analım isterim ve bu yazı da hatıra kalsın ki unutmayayım.
Mustafa muhteşem bir öğretmendi, onu hiç tanımadım ama bana da neler neler öğretti okuduğum süre boyunca. Samimiyeti, öğretmenliği, mütevaziliği, entellektüelliği, çalışmayı, yılmamayı tekrar hatırlattı. Musikiye, şiire, etimolojiye ve en önemlisi bilime olan ilgimi ve inancımı daha da artırdı. Oğuz Atay'ın da dili ile benimle konuştu, anlattı da anlattı. İsterdim ki ondan bir mukavemet dersi dinleyeyim (olmadı).
Sizi tenzih ederim ama hafızam çok kötüdür benim. Şimdiden yarısını unuttum ama en azından Mustafa İnan'ı unutacağımı hiç sanmıyorum. O benim her zaman rol modelim olacak galiba. Bazen ümitsizliğe kapıldığımda o gelsin aklıma, konuşsun da konular kolaylaşıversin, anlamayacağımı düşündüğüm şeyleri anlayayım, yapamam dediklerimi bir çırpıda yapayım.
Neyse beni biraz hüzün kapladı. Başka Mustafa İnan'larda görüşmek üzere...
Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnanOğuz AtayODTÜ Kitap Topluluğu
Kalıcı birşey bırakmaktan korkar gibi bir halimiz var. Öyle ya bu dünya gelip geçici değil mi? İşte ülkemiz meydanda: Öteki dünya ile ilgili yapılar dışında, kalıcı birşey bırakmamaya dikkat etmişiz!
Yani bir yerde, derinliklerinde yalnız bir insandı. Cahit Arf'ın dediği gibi belirli bir seviyeyi aşan, hem de çok aşan bir insan olarak içe dönüktü. Herkesi uzlaştırmaya çalışırken, belki kendini herkesten uzak hissettiği için bunu başarıyordu.