Gerçekten Remzi yalnız Melek Hanım için değil, düpedüz yakışıklı adamdı. Boyluydu, ince, dik, zayıftı. İçten içe bir inceliği vardı, sesi tatlıydı, güzel konuşurdu. Uzun yüzünde, kırpık bıyıklarında, yüzünün derin kırışıklıklarında hep bir sevinç, umuda benzer bir tatlılık uçuşurdu. Nereye gitse, ne söylese sevinç, bir mutluluktu. İnsanlar onun yumuşaklığında, sıcaklığında bir güven bulur, rahat ederdi.
Remzi Tavdemirin içini ince bir sızı gibi ağırdan bir hüzün sardı. Karamsarlık geldi karanlık, ağır bir su gibi yüreğine oturdu. Bu yalnız, kuş uçmaz kervan geçmez kasabaları ilk görünce hep böyle olurdu. Dünyadan kopar bir sonsuzluk içinde uçsuz bucaksız gider gider, sonsuzluğun acısında, sonsuzluğunda, yokluğunda erirdi.